Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Îslam'da ırk sorunu ve Kürdler

Haşdi Şabi ile Gizli Anlaşma

Celal Talabani'nin büyük oğlu Bafil Talabani, yeğenleri, Talabani ailesinden birkaç kişi daha,  16 Ekim 2017'den birkaç gün önce, Haşdi Şabi'nin yöneticisi Kasım Süleymani ile gizli bir anlaşma yapmış.

Haşdi Şabi ve Irak kuvvetleri Kerkük'e saldırdıkları zaman, Bafil Talabani'nin, yeğenlerinin komuta ettiği güçler, cepheden hızla çekilecek, Kerkük düşmana teslim edilecek…

16 Ekim'de yaşanan budur.  Kürd şehri Kerkük düşmana teslim edilmiştir. Halepçe'de yaşanan soykırım, Enfal, Süleymaniye Merkez Güvenlik Karargahı… hepsi unutulmuş… Hala Irak'ın birliği savunuluyor. 17 Ekim 2017'de, Kerkük'ün düşman güçlerine Haşdi Şabi'ye tesliminin ikinci günü, Haşdi Şabi yöneticisi kime teşekkür ediyordu?

Haşdi Şabi'nin Kürd düşmanı bir örgüt olduğu yakından biliniyor. Haşdi Şabi yöneticisi Kasım Süleymani'nin, Süleymaniye'ye sık sık gelmesi, Talabani ailesi tarafından misafir edilmesi, zaten kuşku verici bir süreçti. Birkaç ay önce, Celal Talabani'nin Tahran'a götürülmesi de öyle…

Bafil Talabani, Kerkük'ü düşmana teslim ettikten sonra yaptığı bir konuşmada, ‘Çalıntı petrolün koruyucusu olamazdım…'  şeklinde bir konuşma yapıyor. ‘Çalıntı petrol' kavramı Irak hükümetinin kullandığı bir kavramdır.  Irak hükümeti, Kürdlerin kendi doğal zenginliklerine sahip çıkmasını böyle değerlendiriyor. Senin ülken çalındı, kimliğin çalındı. Daha doğrusu, silah zoruyla gasp edildi. Ülken, kimliğin gasp edilmişken petrolün adı mı olur?

Kendi halkına bu kadar hasım kalmak, düşmanına aşık olmak ancak eğitimle olur. Bu Talabanilerin eğitim süreçleri incelen-melidir. Bafil Talabani nasıl bir eğitim almıştır? Saddam Hüseyin'in sağ kolu olarak nitelendirilen Taha Yasin Ramazan da bir Kürd'dü. Kürd soykırımını, Enfal'i, organize ediyordu. Bunun için Ali Mecid'le ilişki içindeydi. Onunla Bafil Talaba-ni arasında fark var mı? Bugün kürdler, Tuzhurmatu gibi Kürd şehirlerinde, yani Kürdistan'dan koparılmış alanlarda, Haşdi Şabi'nin katliamlarıyla karşı karşıya.

Kürdler, yoğun, yaygın bir mezhepçi katliam yaşıyor. Bunun nedeni, Kerkük'ün 16 Ekim'de, Haşdi Şabi ve Irak güçlerine teslimidir.

Kerkük'ün düşmana teslim edildiği gün, komutanlardan Şeyh Cafer Mustafa da şöyle diyordu. ‘Eğer çatışmaya girseydik, binlerce peşmergenin can güvenliği sorun olurdu…' 

Eğer Irak için, Araplar için silah kuşanılsaydı, binlerce peşmergenin kaybı falan hiç sorun olmazdı… Şeyh Cafer Mustafa, ‘geri çekilme emrini ben verdim. Bundan Mesut Barzani'nin  haberi yoktu' demeyi de ihmal etmedi.

15 Ekim günü, televizyonlardaki görüntü şuydu.  Ekran Karşısında, Başkan Mesut Barzani oturuyor.  Bir yanında Hero Talabani, öbür yanında Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum ve Qosret Resul oturuyor. ‘Referandumdan dönüş yok' açıklaması yapılıyor.

Birkaç gün önce, televizyonlarda yine aynı görüntüler… Başkan Mesut Barzani, Kerkük Valisi Necmettin Kerim, Qosret Resul yine benzer açıklamalar yapıyorlar. Düşman saldırılarına karşı, Kerkük'ün her karış toprağının savunulacağını vurguluyorlar. Cephe komutanları Kemal Kerküki, Muhammed Hacı Mahmud vs. benzer açıklamalar yapıyorlar. Kerkük'ü karış karış savunacaklarını söylüyorlar. Gizli anlaşmadan kimsenin haberi yok…

‘Referandumdan dönüş yok'  açıklamasında  Başkan Mesut Barzani'nin yanında oturan Hero Talabani'nin tutumunu nasıl değerlendirmek gerekir?' Hem Haşdi Şabi yöneticici Kasım Süleymani ile anlaşma, hem Başkan Mesut Barzani ile yanyana oturma … İyi polis, kötü polis senaryosu mu?

Burada, Kerkük'ü düşürme planlarının, başka bir senaryoyu da içerdiği düşünülebilir. Haşdi Şabi ve Irak güçleri, Kerkük'ü düşürmekle birlikte, brakuji de düşünmüş olabilir.

Bunun gerçekleşmemesi şüphesiz çok iyidir. 16 Ekim günü bağımsızlıkçı peşmergeler, bağımsızlıkçı Kürdler Kerkük'ü düşürme sürecine karşı bir direniş gösterseydi, düşmanla işbirliği yapan Kürdlerin, Haşdi Şabi ile birleşerek, bağım-sızlıkçı peşmergelerle, bağımsızlıkçı Kürdlerle savaşmaya-cağını  kim söyleyebilir?

Partilere bağlı ordulardan merkezi bir orduya geçilememesi, şüphesiz, Kürdistan Bölgesel Yönetimi için önemli bir eleştiri konusu olmalıdır. Peşmerge Bakanlığı'nın komutanlara bölge dağıtımı konusunda  titiz bir inceleme, değerlendirme yapmadığı anlaşılmaktadır. Peşmerge Bakanlığı bu yönlerden dolayı da eleştirilmelidir.

Savaşta, düşmanla işbirliği yapmanın muhakkak bir yaptırımı olmalıdır. Böyle bir yaptırımın gündeme gelmemesi de endişe vericidir.

Düşmanlarının Kılıcını Sallamak

Kürdlerin, son yıllardaki gelişmelere bakarak, artık kendileri için savaştığını, düşmanlarının kılıcını taşımanın onur kırıcı bir durum olduğunun bilincine vardıklarını düşünüyorduk. Ama 16 Ekim 2017, bunun böyle olmadığını gösterdi. Talabani ailesinin bazı fertleri, Kürdistan tarihine kara bir leke bıraktılar. Aynı zamanda aile tarihlerine de silinmeyecek bir leke sürdüler.

Özgürlük bağımsızlık en önemli değerdir ilkesinin bilincine varan genç Kürd evlatları, düşmanını sevindirmenin, kendi öz halkını acılara garketmenin yaşam olmadığının bilincine varan genç Kürd evlatları, düşmanın kılıcını sallamanın ne kadar onur kırıcı olduğunun bilincine varan genç Kürd nesilleri, birinci lekeyi silip Kürdleri, Kürdistan'ı, dünya uluslar ailesine katabilir, dünya uluslar ailesinin eşit bir üyesi yapabilir.  Ama Talabani ailesinin bazı fertlerinin, ailenin tarihine sürdüğü leke silinmeyecektir.

1975'den 2017'ye

Bugün, Kürdistan yaralıdır. Kürdistan ağır bir yara almıştır. Durum, 1975'teki yenilgiden çok daha ağırdır. 1975'te, uluslararası anti-Kürd nizamın yaşam bulmasıyla bir yenilgi olmuştu. Türkiye'nin de yönlendirmesiyle, Cezayir'de, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ( 1919-1980) ve Irak lideri Saddam Hüseyin'i (1937-2006)  bir araya getirilmişti. ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa, Cezayir gibi güçler bu toplantıyı teşvik etmişti, desteklemişti. O zaman, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in (1925-2006) bu toplantının düzen-lenmesinde çok büyük bir rolü olmuştu.

Irak Şattülarap su yolu üzerindeki haklarını İran'a devretmişti.

İran'da Kürdlere yapılan yardım kapısını kapatmıştı. Bu Kürdler için yıkımdı. Zira Kürdlere tek yardım  bu kapıdan giriyordu.

Bugün Talabani ailesinden bir kısım üyelerin düşmanla işbirliği yapması sonucu bir yıkım yaşandı. Bu şüphesiz çok daha ağır bir durum ortaya koyuyor.

Burada, Cezayir olgusu için de bir açıklama yapma gereği ortaya çıkmaktadır. Cezayir, 1954-1961 arasında, Fransa'ya karşı ulusal kurtuluş mücadelesi yürütmüştü. Cezayir'de, Irak lideri Saddam Hüseyin'in ve İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin Cezayir'de bir araya getirilmesi Kürdlerin, Kürdistan'ın başına lanetli bir çorap daha geçirmek anlamıma geliyordu.

Cezayir'e, Kürdistan üzerinde baskı kuran bu iki lideri bir araya getirecek bir toplantı önerildiği zaman,Cezayir'in  şöyle demesi gerekmez miydi? "Biz ulusal kurtuluş mücadelesi yaparak bağımsızlık kazandık. Kürdlerin de böyle bir mücadele yapma hakları var Kürdlerin de bağımsız devlet kurma hakları var."

Fakat böyle olmadı. Cezayir,  ‘Biz bu kirli işe ev sahipliği yapmayacağız' demedi. Cezayir de, emperyal, sömürgeci devletlerle birlikte hareket etti. O zaman Cezayir Başbakanı ulusal kurtuluş savaşı liderlerinden Huari Bumedyen'di (1932-1975).

Benzer bir süreç 1999'da Kenya'da yaşandı. Kenya'da 1950'lerde, Büyük Britanya'ya karşı ulusal kurtuluş mücadelesi yaparak bağımsızlık kazanmıştı. Ama Kenya'da da Jumo Kenyatta'nın ( 1891-1978) çocukları da, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesine ev sahipliği yapmıştı. ‘Biz bu kirli iş için ev sahipliği yapmayacağız' dememişti.

Kürd/Kürdistan gündeme geldiği zaman emperyal ve sömürgeci güçlere karşı mücadele yürüten Cezayir, Kenya gibi devletler de, sömürgeci ve emperyal güçlerden yana tavır koymaktadır. Kürdlerin bu ilişkileri saptaması da önemlidir.

Kerkük'ün düşmana tesliminden ve Haşdi Şabi ve Irak ordusunun  Kürdistan'a saldırılarının başlamasından sonra, sürecin, Avrupa'da yaşayan bir kısım Kürdlere nasıl yansıdığına da bakmak gerekir.

Biz Demedik mi  Diyenler…

Kendi ülkesinden sürgün edilmiş, yurt dışında yaşamaya zorlanmış, sürgün hayatı yaşayan bu Kürdlerden bazıları, düşmanla işbirliği yapan aile üyelerinden hiç söz etmeden, sadece Başkan Mesut Barzani'yi suçlayan, eleştiren yazılar yazmışlardır. Aşirettir, ağadır, feodaldir, sömürücüdür, ilkeldir, yolsuzluklar, adam kayırmalar  vs. Bu şekilde, biz  demedik mi diyerek, biz defalarca uyarmıştık vs. diyerek, anti-Kürd duygu ve düşüncelerini de ortaya koymuşlardır. Bunların bazıları, Kerkük'ün  Haşdi Şabi'ye, düşman güçlerine teslimini sevinç çığlıklarıyla karşılamışlardır.

Başkan Mesut Barzani, ulusal kongrenin toplanmasına engel olmakla da suçlanmakta ve eleştirilmektedir. Bu konuda kısa bir açıklama yapmak gereği ortaya çıkmaktadır.

Başkan Mesut Barzani'yi, ulusal kongrenin toplanmasını engellemekle suçlayan PKK/KCK tarafının, ‘bağımsız Kürd devletine karşıyız', ‘Devlet kötüdür. Devlet baskı aracıdır. Demokratik Türkiye'den, demokratik Irak'tan, Irak'ın birliğinden, demokratik Suriye'den, demokratik İran'dan yanayız…' görüşünde olduğu bilinmektedir. ‘Bütün Ortadoğu'yu demokratikleştireceğiz, Kürd sorununu da bu şekilde çözeceğiz…' görüşünde olduğu bilinmektedir. Bağımsız Kürd devleti talep edenlerle, buna karşı çıkanların aynı kongrede olmaları  anlamsızdır. Bu iyi niyetli bir öneri değildir. Delege çokluğuyla, bağımsızlıkçıları esir almaya, etkisiz bırakmaya yönelik bir öneridir.

Bu konuda şu ilişkilere dikkat çekmek daha önemlidir. Bağımsız Kürd devletine karşı olanlar, aslında, Türkiye, İran, Irak, Suriye gibi devletlerdir. Kürdleri, Kürdistan'ı müşterek olarak yönetmek isteyen devletlerdir. Bu bakımdan "bağımsız Kürd devletine karşıyız" sözleri bu devletlerin sözcülüğünü yapmaktan başka bir şey değildir.

'Devlet kötüdür' söylemi de böyledir. Bu, sadece, muhtemel Kürd devleti için dile getirilen bir slogandır. Yoksa, bu anlayışı dile getirenler hiçbir zaman, örneğin, Kürdlere, Kürdistan'a soykırım yapmış Irak'a karşı bir eleştiri, bir kınama yapmamışlardır. Bu bakımlardan "devlet kötüdür" sloganı da Kürdleri/Kürdistan'ı müşterek olarak yöneten devletlerin, devlet çıkarlarına hizmet eden bir slogandır. Bu görüşü savunanların, örneğin bağımsız Filistin Arap devletini destekledikleri, bu süreci teşvik ettikleri  de, çok yakından  biliniyor.

 

Malper/Anasayfa