Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Îslam'da ırk sorunu ve Kürdler

Referandum komşularım düşmanlıĝını ortaya çıkardı

Güney Kurdistan'da 25 Eylül 2017 tarihinde yapılan baĝımsızlık referandumu olmasaydı komşularımızın bize bu denli düşmanlıĝı anlaşılmazdı. "Bir musibet bin nasihattan daha iyidir sözü" böylece gerçekleşti. Anladıkki ne şekilde olursa olsun türk kardeşlerimiz bizim bir statüya sahip olmamıza asla razı olmazlar.

Kitabın başında bahsettiĝimiz "Kürdün bir statüya sahip olmaması için yapılan oyunlar" bir fayda vermediĝi zaman, direkt kaba güce, tehdide baş vururlar, gerekirse bin yıllık düşman perslerle de, birinci dünya savaşında ingilizlerle birlik olup türkleri arkadan vuran araplarla da birlik olabiliyorlar, yeterki kürd bir hak elde etmesin, yeterki Kerkük kürdlerin eline geçmesin, kimin eline geçerse geçsin!

İsterseniz oynanan şu oyunlara devam edelim, sonra kitabı baĝlarız inşallah.

Biz kürdüz dilimizin eĝitim ve resmi dil olmasını istiyoruz dediĝimizde; "İslamın hakim olması için mücadele edin, islam gelirse herkes hakkına kavuşur. Hem ayrılırsanız açlıktan ölürsünüz. Erdoĝan'ın dediĝi gibi "vana elimizde kapatırsak o iş biter"  sizi biz besliyoruz!"  Ve buna benzer birçok cümleyle kürdlerin kafalarını karıştırıp hak istemelerine engel olmaya çalışıyorlar.

Bu sözlere kanan birçok kürd vardırki; "Kürdler ayrılırsa açlıktan ölür. En iyisi Türklerle birlikte kalalım" derler.

O zaman insanın aklına şu soru gelir! Kürdistan, halkı açlıktan ölmemesi için mi işgal ediliyor. Böylece bunlar yardımsever oluyor herhalde. Acaba neden o bölgeyi hakimiyetleri alına almak için savaşıyorlar. Mademki fakir bir bölgedir, mademki rızkınızı verip onları siz besliyorsunuz o zaman neden o bölgeleri elinizden bırakmıyorsunuz?

Ama öyle deĝil, çünkü Mezopotamya Ortadoĝu'nun en zengin topraklarıdır. Onun için elden çıkartmak istemiyorlar. Kürtler ayrılırsa, rızıklarını verecek olan Allahtır, siz gam yemeyin!

* * * * *

 Bakın Bediuzzeman da kürd idi, "şeytandan ve siyasetten Allah'a sıĝınırım" derdi. Bizim işimiz siyaset deĝil, biz iyi müslüman olalım, bırakalım kürd sorununu siyasiler çözsün! derler.

Bu şekilde kürdleri özelikle de kürd alimlerini siyasetten ve kürd sorununu dile getirmekten dolayı engelliyorlar.

Deĝiştirdikleri "Risalei Nur" ile kürdleri hem siyasetten uzak tuttular, hem kürd sorunu konusunda duyarsız kıldılar, hem de kürdüm diyen alim ve aydınları kürdçülük yapıyor diye toplu-mun dışına ittiler. Ama kendi hocaları ise islamı kullanarak her zaman kürd sorununun çözümünü engellediler.   

Bununlada kalmayıp "Baĝımsız veya federal bir Kurdistan istiyenleri baĝi, asi, katli caiz, katli vacip" diye fetvalar verdiler.

"Kurdistan'a siyonistan dediler."

Devlete karşı gelenlerin liderlerini gizli istihbarat tarafından ortadan kaldırılmalıdır, bu hem islami hem de Osmanlı'nın bir taktiĝiydi" dediler.

Bir ehli iman çıkıpta "kürdler de vatandaşımızdır, ne istiyorlar bir de onlarla oturup ne istediklerini bir dinliyelim" demedi.

Bu talihsiz fetva verenlerden bir tanesi de radikal olduĝu dönemlerde bir türlü doktora veremeyen ve laik sistem tara-fına geçince prof.luĝe kadar yükselen Hayrettin Kahraman-dır!..

Kahraman yazdıĝı yazısında "Sykec Picot" ve Lozan antlaşmasında bölünen islam coĝrafyasının sun'i sınırlarını meşru görüyor, ona sahip çıkıyor ve o sınırların deĝişmesini "Ümmeti bölmek"  olduĝunu iddia ediyor.

Buyrun Kahraman'ın yazısı! 

Hayraettin Kahraman "Bölünmeye giden yol kapatılmalıdır." 19.04.2012 - Yeni Şafak Gazetesi

Vaktiyle bir "kundakçı" hikayesi dinlemiştim. Bir şehirde kundakçılar türemiş; evleri, dükkanları, başkaca mekanları yakıyorlarmış.

Birgün bir eve yaşlı, perişan kılıklı bir adam gelmiş, yatacak yeri olmadığını söylemiş ve çatıda barınmasına izin vermeleri için yalvarmış (Bu kundakçının ilk adımı). Evin sahibi adama acımış, kundakçı olmayabilir diye izin vermiş.

Birkaç gün sonra ihtiyar elinde bir miktar çalı çırpı ile eve gelirken (Bu kundakçının ikinci adımı; yakacak topluyor) ev sahibi görmüş, "Bunlar ne?" diye sormuş, "Yola atılmış, zayi olmasın diye topladım, belki lazım olur" cevabını almış; "kışın lazım olur" demek istiyor" diye yorumlayıp dokunmamış.

Bir başka gün ihtiyarın elinde kibrit ve çıra görmüş (bu üçüncü adım), "Herhalde gece uyanınca ışığa ihtiyacı oluyor" diye düşünmüş ve dokunmamış.

Sonunda bir gün sahibi evine gelirken çatıdan alevler çıktığını görmüş, pişman olup döğünmüş ama iş işten geçmiş ve kundakçı işini görmüş.

İslam fıkıh usulünde "Seddü''z-zerâi''" diye bir hüküm yöntemi (fer''î asıl) var; buna göre mübah olan bir fiil, bir izin, bir tasarruf adım adım yasak ve haram olana doğru gidiyor, buna yol açıyor, bu sonucu doğuruyorsa, o "mubah serbest, helal" olan fiil… caiz olmaktan çıkıyor, yasaklanıyor.

Bu kuralın, normal hayatı olumsuz etkilememesi ve hak ve hürriyetleri ölçüsüsüz kısıtlamaması için dikkatli olarak kullanılması da gerekiyor.

Hikayemizde yersiz yurtsuz bir adama yatacak, barınacak bir yer sağlamak mübah değil, müstehab, sevaplı, güzel, insani bir eylem.

Lakin ortada yaygın bir tehlike var (kundakçılık) ne idiüğü belli olmayan bir adamı çatıya yerleştirmenin de buna yol açabileceği ihtimali varid; işte bu durumda seddü''z-zerî''a prensibi işletilmeli idi.

Bunları niçin yazdım?

Çağdaş İslam hukuk alimlerinden Prof. Dr. Abdulkerim Zeydân ile ilgili bilgi topluyordum, onun 2010 yılında yayınlanmış ve 2011 de teyit edilmiş bir fetvasına rasladım. Fetva Kerkük'ün Irak'tan ayırılarak Kürdistan'a bağlanmasıyla ilgili. Zeydan şöyle diyor:

"Federatif veya bölgesel sistem adı altında Irak''ın bölünmesi, izalesi farz olan bir münker (meşru olmayan bir tasarruf)tur. Bunu yapmak isteyenlere fiil, söz, destek, övgü, finansman vb. şekillerde yardımcı olmak caiz değildir. Hatta bunu yapanlarla ilgiyi kesmek, onlara karşı protest tavır takınmak gereklidir. Bu teşebbüs (tefrika, ümmetin birliğini bozmak) büyük günahlardan olduğu için teşebbüs edenlerin tazir çerçevesinde cezalandırılmaları meşru olur."

Zeydân bu fetvasına gerekçe olarak iki madde üzerinde duruyor:

1. Ayrılık için ileri sürülen gerekçeler ve mevcut duruma yönelik şikayetler böyle bir karar ve eylem için yeterli değildir. Bir yanlış, bir kötülük, ona denk veya ondan daha büyük bir yanlışla, bir kötülükle izale edilemez.

2. Müslümanların temel referansı dindir. Dinin caiz görmediği bir fiil, herhangi bir gerekçe ile tecviz edilemez.

Bizde bazı "insan hak ve hürriyetleri" havarileri de "federalizm dahil her şey konuşulabilir" gibi laflar ediyorlar da, o hikayeyi ve bu fetvayı bir katkı olur diye naklettim.

"Burası laik bir ülke, devlet yaptığını İslam''a göre mi yapıyor ki, siz bunu meşru görüp farklı teşebbüsleri din adına mah-kum ediyorsunuz?" diye bir itiraz ileri sürülebilir.

Cevabım şudur:
Devlet laik diye Müslümanlar, serbest oldukları alanlarda İslam'ı uygulamıyorlar mı, imanları gereği buna mecbur değiller mi?

Durum böyle ise Müslümanların bütün farklılarla beraber üzerinde yaşadığı, ecdad yadigârı, ümmetin mülkü olan bu toprakları –yakın tarihte olanlara ek olarak- daha fazla bölmek meşru olmadığına göre Müslümanların bölmeye karşı tavır almaları gerekmez mi?

Müslümanlara düşen vazife daha fazla bölünmek, daha fazla çatışmak yerine birleşmek, bütünleşmek, hak ve adaleti birlik-te sağlamak için işbirliği yapmak, birlik, dirlik ve düzenimizi bozarak meşru olmayan menfaat devşirme peşinde olanlara fırsat vermemektir. Mevcut düzen bu davranışa engel değildir. Kürt, Türk, Arab, Farsî, Berber… bütün Müslümanların âkıl adamları, Müslüman kanaat önderleri bir araya gelmeli, olup biteni müzakere etmeli, ümmetin yoluna ışık tutacak açıkla-malar yapmalıdırlar. Düzen buna da engel değildir.

* * * * *

Bölünmeye karşı çıkan Kahraman birlikte yaşamanın kardeşlik hukukuyla nasıl temin edileceĝi konusunda tek kelime söylememektedir.

Ben yazıyı geç okudum, ona cevap vermeye hazırlanırken Seyda Mela Süleyman Kurşun'un cevap yazdıĝını duydum.

Seyda'nın o güzel yazısını ondan izin alarak buraya alıyorum.

* * * * *

 
 

Malper/Anasayfa