Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Ümmetin mazlumları Kürdler ve Kurdistan

OSMANLI'NIN ASİMİLASYON KURUMLARI: AŞİRET MEKTEPLERİ 

Asimilasyon. Asimilasyon; kişiyi kendi benliğinden, özünden koparmak ve kendi karşıtlığına çevirmektir. Kürdistan'daki egemen zihniyetin de sözde eğitimle amaçladığı Kürd Halkını asimile etmek; Kürd kimliğini, Kürd kişiliğini ortadan kaldırmak, yabancılaşmayı halka hakim kılmak ve böylelikle olası haklı taleplerin önünü almaktır. Kürdistan üzerinde yürütülen bu bilinçli ve sistemli politikalar, Osmanlı'nın son dönemlerine denk gelmekte ve bugün de hala sürdürülmektedir.

II. Abdülhamid döneminde, Osmanlı devletinin Kürdistan'a ilişkin bu politikalarının somut sonuçlarından biri de 1892 yılında açılan "Aşiret Mektepleri"dir. Başlangıçta Arap aşiret reislerinin çocukları için kurulduğu söylenen Aşiret Mektepleri'ne daha sonraları belli bir dönem Arnavut ileri gelenlerinin çocukları alındıysa da, II. Abdülhamid'in bu uygulaması da Hamidiye Alayları gibi Kürdistan'a ilişkin politikalarla doğrudan bağlantılıdır. 

II. Abdülhamid, Aşiret Mektepleri'ni açarak Osmanlılık ve merkeziyetçilik siyasetini eğitim yoluyla aşiretlere benimsetme yoluyla iç ve dış siyasette güçlenmeyi ve de kendi konumunu sağlamlaştırmayı düşünüyordu. Ayrıca o, aşiret büyüklerinin çocuklarını İstanbul'da adeta rehin gibi bulundurmakla onların etkisiyle meydana gelebilecek ayaklanmaların önlenebileceğini de düşünüyordu. İşte asimilasyon politikasının yanında Aşiret Mektepleri'ne yüklenen misyonlardan biri de bu idi. Amaç aşiret büyüklerinin çocuklarını Osmanlı zihniyetine ve otoritesine bağlı birer memur haline getirip, onların nüfuzlarından faydalanarak Kürd ayaklanmaları karşısında siyasi bir güç olarak kullanmak ve sonrasında da tüm aşiretleri Osmanlı Devleti'ne boyun eğdirmekti.

Aşiret Mektepleri'nden mezun olanlar, başta Hamidiye Alayları olmak üzere, devlet hizmetinde görev alıyorlardı. II. Abdülhamid ve danışmanları, şehirde okuyup resmi makamlarda görevlendirilen çocukların sonuçta Osmanlı'ya sadık kişiler haline gelmesi örneğinden yola çıkarak, bu okul sayesinde devlet ve aşiretler arasında aracı görevi görecek benzer bir yapı oluşturmayı amaçlamışlardı. 

Osmanlı'nın gün geçtikçe kan kaybettiği bir dönemde oldukça önemli bir coğrafyaya ve nüfusa sahip olan Kürd halkının kendi bağımsızlığını kazanıp Osmanlı'dan ayrılması, sistem tarafından kabul edilebilecek bir durum değildi. Bu bağlamda Kürd halkını kendine bağlamak ve merkezi otorite tarafından yönetmek amacıyla her türlü kirli politika uygulanmaya kondu. 

Kürdistan Gazetesi'nin 22 Nisan 1898 tarihli 1. sayısında belirtildiğine göre, Aşiret Mektepleri'ne aşiret reislerinin çocukları dışında çocuk alınmıyordu. Okula, Bağdat ve Şam'dan, Yemen'den, Suriye'deki Arap Şemmer ve Enze aşiretlerinden çocuklar gönderiliyordu. Çocuklar yılda iki ay evlerine gidiyorlardı. 6-7 yıl bu mekteplerde eğitime tabi tutuluyor, okuldan sonra da bölgelerine dönüyorlardı.

Okudukları sürede devlet tarafından her ay para alırlardı. Mezun olduktan sonra memur, mutasarrıf ve vali oluyorlardı. Mezunların devlet hizmetinde kendi memleketlerine dönmelerinin önemi sürekli vurgulanıyordu. Bu konuda: Şerefle ve sadakatle ve iyi birer örnek olarak hareket etmeliydiler; çünkü "hem şehirde hem de kendi aşiretlerinde, çocuklar onlar gibi olmak isteyeceklerdi". 

II. Abdülhamid'in himayesinde kurulan Aşiret Mektepleri yatılıydı. Öğrencilerin bütün masrafları devletçe karşılandığı gibi, ayrıca her öğrenciye aylık veriliyordu. Sınıf mevcudu 40 öğrenci olarak tespit edilmişti. Öğrencilerin aşiretlerin "itibarlı ve muhterem" ailelerine mensup olmaları okula girmek için başlıca şartlardı. 
Aşiret Mektepleri'nin nizamnamesi ve iki yıllık ders programı 8 Temmuz 1892'de, bir tezkere ile Sadrazam Cevad Paşa tarafından Abdülhamid'e sunuldu. 

Bu nizamnameye göre Aşiret Mektepleri'nin özellikleri şöyleydi: Beş yıllık devlet parasız-yatılı okuludur. Okula 12-16 yaşlarında zihnen ve bedenen sağlam aşiret çocukları alınacaktır. İlk yıl 50, diğer yıllar 40'ar talebe alınarak okul mevcudu 210 olacaktır. Talebelere ayda 30'ar kuruş maaş verilecektir. Mezun olacaklara, kendi aşiretlerine döndüklerinde, oralarda açılacak okullarda muallimlik veya diğer vazifelerde memuriyet verilecektir. 

İlk iki yıl okutulacak dersler ise şunlardı: 
Birinci sınıf: Elifba, Kur'an cüzleri, Kıraat-ı Türkiye (Türkçe okuma), Hesap, Hatt-ı Rik'a (bir çeşit yazı) 
İkinci sınıf: Kur'an-ı Kerim, İlmihal, Kıraat-ı Türkiye ve İmla, Hesap, Hatt-ı Rik'a. 

Ders programının altında ise şöyle bir not yer alıyor: 

"Yukarıda muharrer dersler tertibi dairesinde okutturulmakla beraber talebeyi Türkçe lisanının tefehhümüne alıştırmak için daima tekrar edile edile icra edilecek ve sür'at-i mümkine ile lisan-ı Türkiyi öğrenmelerine ikdam (ilerleme) olunacaktır." 

Aşiret Mektepleri'nin, imkanları kısıtlı kişileri eğitmek için tasarlanmış bir hayır kurumu olmayıp tam anlamıyla bir asimilasyon merkezi olduğunu programda okutulan derslerden ve programın altına yerleştirilen nottan da anlayabiliyoruz. Bu dönem Kürdistan'da dini eğitimin medreseler tarafından verildiği bir dönemdir. Kürdistan'da medreseler, eğitimi Kürdçe ile veriyorlardı. Ve böyle olunca da İslami ilimlerle beraber ulusal duygularında geliştiği ve asimilasyonun önüne geçildiği bir gerçektir.

Kürdistan'da böylesine bir imkan varken, Abdülhamid'in bunu İslami endişeler sonucu yaptığını söylemek safdillik olur. Bu nedenle Aşiret Mektepleri'nin, II. Abdülhamid'in Panislamist düşüncesinin bir ürünü olduğu söylenemez. Bu olsa olsa gerçek amacı insanlardan gizlemek ve perdelemek için halkın İslami hassasiyeti kullanılan bir politikadır.

Aşiret Mektepleri; ileri gelen Kürd Ailelerinin çocuklarını asimile etmek, devletin maaşlı bir memuru haline getirip yetiştirilmiş bu sınıf vasıtasıyla Kürdistan'a hakim olmak düşüncesinden öte bir anlam ifade etmemektedir. 

Aşiret çocukları için kurulan Aşiret Mektepleri'ne güçlü aşiretler çocuklarını göndermediler. İlk andan itibaren Osmanlı'nın kirli politikalarının farkına varan aşiretler, kendi çocuklarını göndermek istemediler. 

İmparatorluk bünyesindeki bütün aşiretlerden öğrenci alan Aşiret Mektepleri'nde okuyan öğrenciler her iki yılda bir devlet parasıyla ve subaylar gözetiminde memleketlerine gönderilirlerdi. Okulun çoğu öğretmenleri Türk'tü.

Aşiret mektebi mezunları, altı ay Harbiye'de staj yaparak teğmen rütbesiyle memleketlerine dönüp Hamidiye Alayları'nda görev yaparlardı. 

Aşiret Mektepleri'nde okuyan Kürd aşiret çocuklarından Hasan Sıdık Hayderani'nin belirttiğine göre, Türkçe bilmeyen aşiret çocukları 7-8 ayda Türkçe konuşmayı mükemmel öğrenirlerdi. 

Aşiret Mektepleri II. Abdülhamid'in asimilasyon politikası sonucu ortaya çıkmıştı, okulda Türk öğrenciler, Kürd öğrencilere karşı aşırı milliyetçi tutum takınmışlardı. 

Ne kadar engellenmeye çalışıldıysa da Kürd çocuklarının ulusal bilinci İstanbul'daki Kürd aydın ve yurtseverleriyle sık sık irtibat kurmalarından dolayı artıyordu. 

Mezun olan öğrenciler gelişmiş bir ulusal duyguyla hareket ediyor, kendi halklarının kurtuluşu için mücadele etmeyi kendilerine öncelikli görev olarak görüyorlardı. "Bağımsız ve özgür bir Kürdistan" bu gençlerin temel bir yönelimi oldu. Yusuf Ziyalar, Cibranlı Halitler de bu ortamlarda yetişmiş; Şeyh Said kıyamının hazırlık aşamasını yapmış, ulusal mücadeleye aktif bir şekilde katılmış önemli şahsiyetlerdir. 

Güdülen amacı yerine getirememeleri üzerine 1906'da Aşiret Mektepleri kapatıldı. 

Bugün her ne kadar Kürd ileri gelenlerinin çocukları alınmasa ve Aşiret Mektebi gibi dini motifler taşımasa da kapalı bir cezaevini andıran Yatılı İlköğretim Bölge Okulları bunların birçok özelliğini barındırmaktadır. Ve diğer eğitim kurumları da… sistemin her kurumu onu yaşatmak, devamlı kılmak içindir, bu nedenle en masum gibi görünen kurumlar dahi gerekli görülürse muhatabın zararına yönlendirilebilir.

Belirli bir yaş ve olgunluğa ulaşmış bireyleri sistemin içine çekip kendisine hizmet ettiremeyen sistem, henüz şekillenmemiş ve kendi kararlarını özgürce ve hakkıyla veremeyecek olan çocukları kazanmayı hedeflemiştir ve bu durum bugün de aynı şekilde devam etmektedir. İnsanımızı pasifize edip kendi karşıtlığına sürükleyecek her türlü politikaya karşı uyanık olmak ve buna müsaade etmemek hepimizin öncelikli görevidir. Aksi takdirde, bu gün geleceğimizi şekillendiren çocuklarımızı, yarın ise geleceğimizi kaybederiz.

* * * * *

 
 

Malper/Anasayfa