Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Ümmetin mazlumları Kürdler ve Kurdistan

BEYLİK DÖNEMİNDEN ŞEHLİK DÖNEMİNE GEÇİŞ: 

19. yüzyılın ortası, Kürdistan'da yüzyıllardır süregelen Kürd beylikleri döneminin sonu oldu. Elbette bunun nedeni salt Osmanlı Devleti ve İran Şahlığıyla son hesaplaşmalar değildir. Temel neden, asıl değişen dünya ve ülke koşullarında idi. Dört bir yanda merkeziyetçi ulusal devletler kurulurken kendi başına buyruk bu tür feodal birimler ayakta kalamazdı.

Eğer bölge ve dünya koşulları uygun olsa ve Kürd beylerinden biri başarıya ulaşsaydı, yani birliği sağlayıp Osmanlıları yenerek bağımsız devlet kuracak gücü bulsaydı, bu da yine bir merkezi yönetime ve ulusal devlete yol açacak ve sonuç olarak Kürd beyliklerinin sonunu getirecekti. Kürdistan'ın feodal beyler arasında parsellenmiş olması ilk zamanlarda Osmanlı İmparatorluğu'nun işine yarıyordu. Bu şekilde Osmanlı, bir taraftan beylikler arasındaki çelişkileri derinleştirip Kürdistan'ı elinde tutuyor; diğer taraftan İran sınırlarını da bu beylikleri siper yaparak güvenceye alıyor ve Avrupa'daki savaşlarını sürdürüyordu. Batıdaki savaşlar durunca ekonomik sıkıntıya düşen Osmanlı İmparatorluğu Kürdistan'a yöneldi.

19. yy'ın başından 1860'lı yıllara kadar Kürdistan'da sürekli savaşan Osmanlı. bir taraftan Kürd ulusal hareketlerini lidersiz bırakmak, potansiyel direnme güçlerini yok etmeye çalışırken diĝer taraftan, Kürdistan'da kendi yönetimini pekiştiriyordu.

Beyliklerin arasında çıkarılan çatışmalar ile Beylikler güçten düşürülüyor ve direk yapılan savaşlarla da beylikler ortadan kaldırılıyor, beyliklerin ileri gelenleri ya idam ettiriliyor yada tüm yakınlarıyla beraber sürgüne gönderiliyordu. 

Başına buyruk Kürd beylerinin sona ermesiyle, Kürdistan'da feodal yapı bütünüyle son bulmadı; yalnızca bir değişime uğradı. Çünkü bu yapıyı tümden ortadan kaldıracak bir ekonomik ve toplumsal değişim söz konusu değildi. Beyler yarı bağımsız durumlarını yitirdiler, denetledikleri geniş alanlar daraldı; ama yine de çoğu yerde, ellerinde geniş topraklar kaldı. Yani büyük toprak sahipleri olmaya devam ettiler. Ağa denen yeni büyük toprak sahipleri türedi. 1858'de çıkarılan Arazi Kanunu ve daha sonraki düzenlemelerle söz konusu toprakların özel mülk edinilmesi, tapuya bağlanması kolaylaştı ve böylece Kürdistan'da geniş toprakları tasarruf etmekte olan beylerin, ağaların durumu güçlendi. Bu kişiler hem bu duruma, hem de yüzyılların oluşturduğu gelenek ve alışkanlıklara dayanarak, ortama ve güçlerine göre eski feodal yetkilerini (yargılama ve cezalandırma) kullanmaya devam ettiler. 
Beyliğin gerilemesine karşılık halktaki dini hassasiyet, şeyhlik kurumu biçiminde giderek güçlendi ve aşiret yapısı, değişmelerden etkilense de günümüze kadar süregeldi. Böyle olması devletin de işine gelmekteydi. O, böylesi bir iş bölümüne ve Kürd feodal unsurlarının da sömürüden pay almasına razıydı; yeter ki beyler, ağalar, şeyhler, aşiret reisleri ve öteki nüfuzlu kişiler devlete başkaldırıp sorun çıkarmasınlardı. 

Ancak, kendi başına buyruk beylere baş eğdirmek, her tarafa paşalar atamak ve Kürd feodal unsurlarıyla bu yeni düzeydeki işbirliği çabası da Kürdistan'da sükuneti sağlamaya yetmedi. Çünkü başkaldırıların asıl nedenleri olan, ülkedeki yabancı boyunduruğu, kitleler üzerindeki ağır sömürü ve zulüm devam etmekteydi. Kitleler kendilerine yeni öncüler bulmakta gecikmediler. O dönemin koşullarında bunlar şeyhler oldu.

Kürdistan'da şeyhliğin kaynakları sufiliğin değişik biçimlerine bağlı olarak yüzyıllar öncesine uzanır. 19. Yüzyılın başlarına gelinceye kadar, Kürdistan'daki başlıca tarikat, Kadirilik'ti. Nakşibendi tarikatı ise 19. Yüzyılın başlarında Mevlana Halit (Xalit) adlı Süleymaniyeli bir Kürd din adamı tarafından Kürdistan'a getirildi. Bu tarikat, 19. yüzyıl boyunca hızla yayıldı, Kadirilikten daha büyük güce ulaştı.

Büyük çoğunluğu Müslüman olan Kürd toplumunda din adamları iki gruptur: Mollalar ve Şeyhler. Mollaların etkinliği sınırlıdır ve Kürd toplumunda genellikle köyün, ya da mahallenin sınırlarını aşmaz. Şeyhler ise binlerce, on binlerce derviş ve müritten oluşan geniş bir örgütlenmeyi denetler. Şeyhler birden fazla aşiretin bağlılığını kazanmış tek otoritedir. Saygınlıkları dolayısıyla, ideal arabuluculardır. Bu da onlara politik güç kazandırır. 19. yüzyıl başlarına kadar bu etki daha çok dinsel çerçevede idi. Bu tarihten itibaren dini etkinlik, politik etkinlikle birleşti ve hızla büyüdü. Bunun başlıca nedeni ise o döneme kadar Kürd toplumunda başlıca politik yönlendirici güç olan büyük beyliklerin sahneyi terk etmesidir. Bu boşluğu, ancak geniş bir dini otoritesi ve örgütlenme ağı olan Şeyhler yapabilirdi. 

Diğer yandan, din ve siyaset, sanıldığı kadar birbiriyle ilgisiz ya da kopuk değildir. Aksine tarihin her döneminde siyaset dinin içinde kendi yerini almıştır. Halkların başkaldırılara katılımı da daha çok dini sorumluluğunun oluşturduğu hassasiyetlerle gerçekleşmiştir. Nitekim 19.yy sonlarına doğru Kürdistan'da gelişen şeyhlik kurumuyla birlikte, var olan zulüm düzenini kabul etmeyen Kürd halkına, şeyhler önderlik yapmaya başladılar.

* * * * *

 

Malper/Anasayfa