Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Ümmetin mazlumları Kürdler ve Kurdistan

I. DÜNYA SAVAŞI'NDA KÜRDİSTAN

Siyasi gelişimini tamamlamış Avrupa Devletleri, sanayileşmeyle baş gösteren hammadde ihtiyacını karşılayabilmek için 20.yy'ın başlarından itibaren Ortadoğu'nun zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip olmanın yollarını aramaya başlamıştı. İşin içinde -aynı kıta devletleri olmalarına rağmen- birbirine muhalif ve çıkarları çatışan bu devletlerin çekişmeleri de olunca, siyasi konseptler uğruna milyonlarca insanın katledileceği ve insanlığın belleğinde maddi ve manevi olarak derin izler bırakan kuralsız ve ilkesiz bir savaşın kapısı aralanıyordu.

Emperyalist devletler, Ortadoğu coğrafyasını gizli anlaşmalarla kendi aralarında paylaşmalarına rağmen; bazı devletlerin kendi paylarını yetersiz bulup, daha geniş sömürgelere sahip olmak istemesi bu savaşın temel sebebi olmuştur. 

1914'e gelindiğinde 2,9 milyon km²'lik sömürge payı bulunan Almanya ile 10,6 mil-yon km²'lik payı bulunan Fransa ve 33,5 mil-yon km²’lik payı bulunan İngiltere'nin sömürge payları arasında büyük uçurumlar vardı. İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, İtalya, Avusturya, Macaristan gibi devletleri iki blokta karşı karşıya getiren bu savaşa, daha küçük çıkarlar elde etmek için birçok devlet de katıldı. İtifak Bloğu’nun başını Almanya çekerken, İtilaf Bloğu’nun başını ise İngiltere ve Fransa çekiyordu. 

I. Dünya Savaşı, dünya halkları için büyük altüst oluşlara ve yıkımlara sebep oldu.. Bu savaşta çarpışan 75 milyon askerden 10 milyonu öldü, 20 milyonu da yaralandı. Dahası savaş sırasında yaklaşık on milyon kişi açlıktan yaşamını yitirdi. Bu korkunç insan katliamının yanı sıra ekonomik kayıplar, doğanın uğradığı tahribat vb. olumsuzluklar içerisinde insanlık 1914-1918 yıllarında tam bir kabus yaşamıştır. 

Temmuz 1914'de tüm şiddetiyle savaş başlarken, Almanya; yeni cepheler açıp İtilaf Devletleri’nin gücünü bölmek için Osmanlı Devleti'nin de savaşa katılımını sağladı. Aslında son iki yüzyıllık ömrünü emperyalistlere (özellikle İngiltere ve Fransa'ya) borçlu olan Osmanlı için bu intihardan başka bir şey değildi. Fakat Almanların kazanacağı zaferin gölgesinde Turan İmparatorluğu hayalleri kuran, Enver-Cemal-Talat üçlüsünün ayakları yerden kesilmiş ve imparatorluğun savaşa girmesi sağlanmıştı. Osmanlı’nın eski gücüne dönebileceği gafletine düşen ve onun "hasta adam" olarak suni teneffüslerle yaşadığı gerçeğini ihmal eden bu bir avuç maceraperestin grupsal ihtirasları, Kürdistan ve Anadolu'da milyonlarca insanın ölümüne ve toplumsal yaşamın altüst olmasına sebep olmuştur. 

Kürdistan, kendisinin dışında gelişen bu savaşın tam orta yerinde kalarak zoraki bir şekilde savaşın içine sürüklenmiştir. Bölgedeki yerli işgali yakıcı bir şekilde hisseden Kürdistan halkı, adeta ikinci bir işgalle büyük bir sarsıntı yaşamıştır. Osmanlı’nın sosyal, siyasal ve ekonomik politikalarının ağır yükleri altında ezilen Kürd halkı, Osmanlı-Safevi savaşlarının daha çağdaş bir versiyonu olan bu savaşta, "kendisi dışında herkesi asker olarak” savaşmak zorunda bırakmıştı. Çünkü Osmanlı-Safevi savaşlarında ön cephede "Kürdü, Kürde kırdıran" zihniyetler bu sefer de "kafirlere karşı cihad" propagandasıyla Kürdistan'ı farklı bir şekilde savaş alanına çevirmekteydi. Bin bir türlü hile, aldatma ve vaatlerle Kürdistan'daki İslami ve ulusal dinamik, bu savaşta bir güç haline getirilmiş ve Kürd halkı tarihinin en kanlı bedelini ödemiştir. Savaş boyunca 1.5 milyon Kürd ölmüş ve yüzbinlerce insan da yaralanmış, Kürdistan’da sosyal ve ekonomik açıdan büyük yıkımlar yaşanmıştır.

Osmanlı yönetimi, Almanların safında yer alarak; İngiltere, Fransa ve Ruslara savaş ilan etti. Böylece savaş; emperyalistlerin bir türlü paylaşamadığı ve hakkında yoğun çekişmelere girdiği Ortadoğu'ya, yayılmış oldu. Ümmetin diğer bölgelerinde halkı cihada çağıran fetvalar çıkaran Şeyhülislam, Kürdleri savaşa çekebilmek için beş ayrı fetva yayınladı. Ayrıca İ.T.'ci paşalar tarafından, Kürdistan'a özerklik vaatlerinde bulunuldu. Almanlar ise Selahaddin-i Eyyubi'nin türbesine yemin ederek; Müslümanları, Hristyanların saldırılarından koruyacaklarını bildirdiler. Bunlar, sadece Kürdleri ve diğer Müslüman halkları savaşa çekmek için yapılıyordu.
Şüphesiz savaşın, Kürdistan'a sıçraması Kürdlerin iradesine kalmış bir şey değildi. Çünkü savaşın çıkış nedeni zaten Ortadoğu ve Kürdistan'ı masa başında paylaşamayan emperyalistlerin silaha başvurmasıydı. Dolayısıyla Kürdistan'ın savaş alanı olmaktan korunması imkansızdı. Bu nedenle Kürdistan, savaş boyunca; Osmanlı-Alman, Rus-İngiliz ordularının çok kanlı çarpışmalarına ve bu devletlerin savaş ve propaganda uzmanlarının yoğun faaliyetlerine sahne oldu. Kürd halkı, olup bitenleri anlayamadan kendisini korkunç bir ateş çemberinin içinde bulmuştu.

Savaş boyunca söz konusu devletlerin orduları arasındaki çarpışmalar, Kürdistan'da büyük karışıklıklara ve göçlere neden oldu. Bir çok Kürd genci bu savaşta can verdi. Osmanlı'nın Erzurum'daki 9., Elazığ'daki 11., Sivas'taki 10., Musul'daki 12. ordularının büyük çoğunluğu Kürdlerden oluşuyordu. Askeri teçhizattan yoksun, yiyecekten mahrum, çadırsız 40 bin mevcutlu 10. kolordudan ancak üç bini Allah-u Ekber Dağları'nda soğuktan ve Rus askerlerinden kurtulabilmiştir. 60 bin kişilik 9.Kolordu 10 Ocak 1915'te 1,5 metrelik karların arasında yok olurken, bunlardan sadece 8 veya 12 bin kişi hayatta kalabilmiştir. Hamidiye Alayları’ndan müteşekkil 190 bin kişilik 3.ordu, Sarıkamış muharebesinde Allah-u Ekber Dağları'nda 70 bin kişinin karlara gömülerek donmasından sonra bozguna uğratıldı. Ancak bu durum İ.T. yönetimi için bir kazançtı. Çünkü onlara göre Ruslardan daha büyük bir tehlike oluşturan Kürdlerin ölüme sürüklenmesi yenilgi değil zaferdir. Kafkas Cephesi, Kürdler için çok büyük acılar getirdi. Ayrıca Hamidiye Alayları'nın çoğu bu savaşta Kafkaslarla birlikte; Çanakkale, Yemen gibi cephelerde de başkaları için can vermişti.

Aç kalan Osmanlı askerlerinin; yiyecek ve giyeceklerini Kürd halkından zorla, karşılıksız makbuzlarla temin etmeye çalışması; ayrıca Rus ordularındaki Ermenilerin savunmasız Kürd köylerini ateşe verip nice masum Kürdü katliamdan geçirmesi üzerine, Kürdistan'dan güneye ve batıya büyük bir göç dalgası başladı. Göç eden kadın-çocuk ve yaşlılar yollarda kitleler halinde ya da erişebildikleri şehirlerin sokaklarında soğuktan ve açlıktan ölüyorlardı. Mehmmet Emin ZEKİ bu noktayı şöyle ifade ediyor:

"1914'te başlayan savaş sırasında da Kürdler çok zarar ve kayıplara uğradılar. Savaşa yetenekli herkes orduya alındı. Geride kalan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar açlıktan, bakımsızlıktan kırıldılar. Bu da yetmezmiş gibi hükümet, savaşı bahane ederek vergi üzerine vergi çıkarıyor, parası olmayanın malını, kendisi ile geçindiği üç-beş hayvanını zorla alıp götürüyordu.

Erzurum'da, Sivas'ta ve çeşitli yerlerde karargah kuran orduların yiyecek ve giyecek ihtiyacı bu yoksul halktan karşılanıyordu. Osmanlı Hükümeti, artık laçkalaşmış, her yanda çöküntüye uğramakta olan durumu görmeksizin altın rüyalar içerisinde Turan davası gütmeye başlamıştı…" 

Bu savaş, İ.T. yönetimi için bir bahane oldu. Kürdistan'ı Kürdlerden temizleyip, Türkmenlerle doldurmayı amaçlayan şovenist İT yönetimi, adeta cephedeki düşmanı bırakıp Kürd halkına yönelmişti. Planlı olarak Kürd halkı göçe zorlandı. Yürürlüğe

konan "Muhacir Umum Müdürlüğü Kanunu"nun 12. maddesi, Anadolu'ya göç eden Kürdlerin yerleşimi ile ilgiliydi. Buna göre; “Kürdler silahtan arındırılacak, küçük kafileler halinde batıdaki illere sevk edilecek; Türk nüfusu arasına %5'i aşmayacak şekilde dağıtılacaklar; mollalar, reisler vb. nüfus sahibi kişiler kitleden ayrı yerlere yerleştirilecek ve gözetim altında tutulacaklar”dı. Ve bu politika gereği, 700 bin Kürd yurdundan sürülmüş ve bunların çoğu yollarda açlıktan, soğuktan ve yorgunluktan yok olmuştur.

M. Emin ZEKİ bu hususta şunları ifade etmektedir: 
"I. Dünya Savaşı başlarında Rusya askerlerinin öncüsü sayılan askerler (Ermeniler) Kürdlere, çok zarar verdiler. Ardından Halil Paşa'nın Kürdlere reva gördüğü zulümler başladı. Halil Paşa bununla övünç duyuyordu. 700 bin kişinin Kürdistan'dan göç ettirildiği sıralarda bunların çoğu yollarda açlıktan ve yokluktan yok oldular." 

I. Dünya Savaşı; Kürdlerde ulusal hareketlerin, örgütlerin ve basın yayın çalışmalarının ulusal bilinçlenme ortamı oluşturduğu sıralarda başlamıştı. Urmiye'deki bir Rus Konsolosu bir raporunda bu durumu şöyle belirtiyor: "Eğer I.Dünya Savaşı patlak vermemiş olsaydı, Kürd toprakları Osmanlı için yeni bir Balkanlar'a dönüşebilirdi." 

Savaş sırasında da Kürd halkının ulusal mücadelesi devam etti. 1917'de Dersim, Mardin, Harput, Amed, Botan, Bitlis gibi birçok bölgede önemli kıyamlar gerçekleşti. Güney Kürdistan'da Şeyh Mahmud öncülüğünde, Doğu Kürdistan'da Qadı Fettah öncülüğünde kıyamlar gerçekleşirken, yine Doğu Kürdistan'ın Gilan bölgesinde Dr. Haşmet el-Taligani, Hacı Ahmed el-qasemi ve Mirza Koçik Han'ın önderliğinde büyük çaplı Cengeli hareketi başladı. İttihadü'l İslam adıyla özel bir komite oluşturan bu hareket İngiliz, Rus ve İran'ın işbirliği sonucu başarıya ulaşamadı.

I. Emperyalist Bölüşüm Savaşı; Osmanlı'nın sonu olurken Kürdistan'da savaş nedeniyle çalışmaları kesintiye uğramış örgütleri yeniden faaliyete geçimiştir.

Celadet Ali BEDİRHAN'ın 1. Dünya savaşı konusunda fikri:
Celadet Ali Bedirxan bey 1. Dünya savaşının Kürd ulusal mücadelesini daha da olgunlaştırdığını ve halkın bağımsızlığa duyduğu özlemin nasıl büyüdüğünü İT.'ye gönderdiği bir mektubunda şöyle belirtiyor:

"İT. Hükümeti, planda başarı sağlayamadan gitti, yapılan bütün zorla göçler ve katliamlar Kürd vicdanını ve Kürd ulusal hareketini uyutmak ve dondurmaktan çok uzaktı. Tam tersine genel harpte Kürdlere vurulan bu darbeler, Kürd cereyanını, daha coşkun bir surette harekete getiren feyizli seller halinde olgunlaştırdı. Kürdistan, Kürd kalmak ve Kürd olarak yaşamak iradesi daha çok kuvvet buldu. Bu arzu daha büyük şiddetle dile getirildi."

 

* * * * *

 
 

Malper/Anasayfa