Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Ümmetin mazlumları Kürdler ve Kurdistan

BİTLİS KIYAMI (1914) 

Kapitalizmin, Emperyalizme geçiş dönemi olan 1900'lü yılların başı, aynı zamanda dünya genelinde kaos ve keşmekeşliklerin yaşandığı dönemdir. Dünya genelinde çıkar çatışmalarının doruğa ulaştığı bu dönemde, "Süper Güç" olma yarışı gittikçe kızışıyordu ve Ortadoğu topraklarından en fazla pay alabilen aynı zamanda "Süper Güç" olabilirdi. Bu noktada genelde Ortadoğu, özelde ise Kürdistan toprakları büyük önem kazanıyordu. Bulundukları coğrafyalarda azınlık konumunda olan birçok halkın öyle veya böyle bağımsızlıklarını kazanmaları, Kürdistan halkının da umutlarını artırmış ve gelişen ulus bilinci her tarafta irili-ufaklı kıyamların yaşanmasına vesile olmuştur.

1.Emperyalist Bölüşüm Savaşı arefesinde Osmanlının kan kaybetmesiyle beraber otorite boşluğunun da yaşanması Kürdlerin haklı kıyamlarına zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda Kürdistan'ın dört bir yanında kıyamlar başlamış ve halk, uygulanan zulüm ve zorbalıklara karşı sesini yükseltmiştir.

20. yüzyılın başlarındaki ilk örgütlü  başkaldırı niteliğine sahip olan Bitlis Kıyamı, 1913 yılının ilkbaharında Siirt'in Şirvan yöresinde kurulan Rêxistina İrşad (İrşad Örgütü)'ın çalışmaları neticesinde 1914'te patlak verdi.

İttihad Terakki yönetimi; Osmanlı'nın din kisvesi altında uyguladığı politikaları, artık dini kılıflara geçirme gereğini duymuyordu. İslam karşıtı uygulamalarla rengini net bir şekilde ortaya koyan İT'ciler, ilk anda halkın tepkisini almış, birçok kesimin farklı direnişleriyle karşılaşmıştır. İktidarı ele geçirmeden bukalemun gibi her renge bürünen İT, iktidarı ele geçirdikten sonra gerçek yüzünü göstermede herhangi bir sakınca görmemiştir. Kürdistan Halkının dini değerlere olan bağlılığı, bu tür politikaları kabullenmemeyi ve direkt karşı koyuşu beraberinde getirmiştir. 

İttihat Terakki'nin yönetime geçmesiyle beraber artan zulüm politikaları doğrultusunda halkın dini değerlerine doğrudan yapılan saldırılar, hem Anadolu Müslümanları hem de Kürdistan halkı tarafından büyük tepkilerle karşılandı. İttihat Terakki'nin yönetime geçmeden önce Kürd halkının desteğini alabilmek amacıyla verdiği vaatlerin aksine, sistemini Kürd karşıtlığı üzerine geliştirmesi ve Kürd halkına yönelik geliştirilen baskı politikaları, halkı sisteme karşı örgütlü yapılanmalara yöneltmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda Mele Selim, Şeyh Sahabettin, Seyyid Ali gibi önderlerin öncülüğünde 1913 yılında 'Rêxistina İrşad' kurulur. Rêxistina İrşad'ın amacı, İttihat Terakki yönetiminin "Kürdleri silahsızlandırıp vergileri artıran uygulamalarına Kürdistan'da son vermek" tir. Bu dönemde İslami ve ulusal bilincin Kürdistan'da en çok geliştiği yerler medreseler, camiler ve tekkelerdir. Buradaki alimler, halkın sorunlarına bizzat şahit oluyorlar, aynı acıları yaşıyor ve halkla beraber bunlara bir çözüm arıyorlardı. Dolayısıyla bu alimler, sahip oldukları bilinç ile halka öncülük eden, bizzat halkın bağrından çıkmış kimseler olarak öne çıkıyorlardı. Yüklendikleri misyonun bilinciyle hareket eden alimler, sistem tarafından yok edilmeye çalışılan değerlere ve Kürdistan halkının elinden alınmaya çalışılan haklara sahip çıkmış, bu uğurda dünyevi hiçbir beklenti içine girmeksizin canları pahasına mücadele etmişlerdir. 
     
Örgütlenmesini gizli bir şekilde yapan Rêxistina Irşad'ın varlığı ve amaçları Seyyid Ali'nin kardeşi tarafından İT'cilere ihbar edilir ve bunun  sonucunda bir çok önde gelen İrşad üyesi, Eylül 1913'ten itibaren İttihat Terakki yönetimi tarafından tutuklama ve suikastler sonucu etkisiz hale getirilir.
Son olarak 1914'ün Mart ayında hareketin lideri Mele Selim tutuklanır.  Osmanlı'dan devraldığı entrikacı yönetim anlayışını aynen sürdüren İttihat Terakki yönetimi de, Kürd halkına karşı tahammülsüzlüğünü bir kez daha ortaya koymuş ve gerçekleşebilecek her türlü hareketlenmenin önünü alabilmek için yapıyı öndersiz bırakarak dağıtmaya çalışmıştır. 

Tutuklanan Mele Selim, Bitlis'e götürülürken, Kürdlerin yaptığı bir baskın sonucu kurtarılır ve İttihat Terakki yönetimine karşı kıyam bayrağı yükseltilir. Kıyam geniş bir alana yayılır ve bölgedeki bir çok aşiretin katılımıyla Kürd direnişçilerinin sayısı, 9 Mart'ta 4000 kişiye çıkar. Kısa bir süre içinde bu sayı, 8000'in üzerine yükselir. Kıyama Abdurrezzak, Yusuf Kamil, Şeyh Taha ve Simko gibi ünlü şahsiyetler de katılır. Osmanlı ordusundaki bir çok Kürd askeri, kendi halkına karşı silahlandırılıp onursuzluğa sürüklenmek istenirken, bu askerler  silahlarıyla birlikte Mele Selim'in saflarına geçerler. Mele Selim, Hizan ve Tatık yörelerini ele geçirip ilerleyişini sürdürürken, İttihat Terakki ordusundaki Kürdler "kardeşlerimizle savaşmak istemiyoruz" diyerek saldırı emrine uymazlar. Bunun üzerine Erzincan'dan getirilen ordu, Kürdler tarafından bozguna uğratılır. 

Kıyamcılarla başa çıkamayacağını gören şovenist ve yayılmacı İttihat Terakki yönetimi, daha büyük ordularla Kürdistan'a yönelir. 

Bu arada Kürd kıyamcıları stratejik mevzilerini terk ederek Bitlis kentini kuşatırlar. 3 Nisan'da kenti ele geçiren direnişçiler, kente hakim olan Dideban ve Şeribay tepelerine, üzerinde "La İlahe İllallah Muhammeder-Resulullah" yazılı yeşil bayrakları asarlar. Bu zafer sonucunda tüm güçlerini Bitlis'te toplarlar. Osmanlı ordusu bunu fırsat bilerek daha donanımlı bir güçle doğrudan Bitlis'e saldırır. Bu saldırı sonucu kente giren Osmanlı ordusu, Bitlis'te katliam gerçekleştirir, kıyamcıları kentin içinde vurarak dağıtır ve kıyamı kanlı bir şekilde bastırır. Kıyama katılıp katılmadığına bakılmaksızın binlerce insan tutuklanır. Mele Selim, saldırı sonrası Rus konsolosluğuna sığınır. Diğer liderler ise tutuklanıp idam edilir ve ibret olsun diye cesetleri birkaç gün boyunca idam sehpalarında asılı bırakılır.

Daha sonra I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın Rusya'ya savaş ilan etmesiyle beraber, Rus konsolosluğu basılarak Mele Selim tutuklanır ve idam edilir.
Başlangıcı, gelişimi ve sonuçları ile ele alındığında, bu kıyam Müslüman Kürdistan halkının -her ne kadar yenilgiyle sonuçlansa da- özgürlüğünü elde etmek için mücadeleden vazgeçmediğinin/ vazgeçmeyeceğinin somut bir kanıtıdır. Sanıldığının aksine, bu kıyam Kürd halkı tarafından büyük bir sahiplenmeyle karşılanıp, Kürdistan Direniş Tarihindeki yerini almıştır.

20. yy.’daki kıyamlar zincirinin ilklerinden olan Bitlis Kıyamı, kendisinden sonrakilere büyük bir umut ve direniş geleneğini bırakmıştır.  21. yüzyıl, halkımızın yenilgilere "yeter" diyeceği ve yarınlarını; Tevhid'in, Özgürlüğün ve Adaletin harcıyla yoğurarak inşa edeceği parlak bir yüzyıl olacaktır inşallah.

* * * * *

 

Malper/Anasayfa