Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Ümmetin mazlumları Kürdler ve Kurdistan

Sevr Antlaşması ve Kürdler 

Paris Barış Konferansı İtilaf devletlerinin savaş sonrası dünyaya verecekleri yeni düzeni ve Avrupa'nın geleceğini kararlaştırmak amacıyla toplandı. Oldukça çetin, çekişmeli ve kanlı geçen savaştan sonra, savaş alanlarında sömürgeci zihniyete sahip devletlerin umduğu sonucun çıkmaması üzerine masa başında kendi aralarında bir paylaşım yapmak isteyen emperyalist Avrupa, yönünü bu türden konferanslara sözde barış anlaşmalarına çevirdi. Çünkü onlar da, I. Dünya Savaşı'nın bir süre daha devam etmesi halinde, devletleriyle beraber toplumlarının da siyasal, sosyal ve ekonomik yönden, geri dönülmez bir şekilde alt üst olacağını biliyorlardı.

Paris Barış Konferansı'nda şu devletler temsil ediliyordu: İngiltere, ABD, Fransa, İtalya, Japonya, Belçika, Sırbistan, Brezilya, Kanada, Avusturya, Güney Afrika, Hindistan, Çin, Çekoslovakya, Polonya, Yunanistan, Hicaz, Portekiz, Romanya, Yeni Zelanda, Bolivya, Küba, Ekvator, Guatamela, Haiti, Hondruras, Liberya, Nikaragua, Panama, Uruguay. Konferans bu devletler içinde dört büyük adıyla bilinen İngiltere, Fransa, ABD ve İtalya'nın etkinliği ve denetimi altında çalışmalarını sürdürmüştür.
Bu göstermelik temsil ve katılım listesi mazlum halklara; "dünyanın yeniden şekillenmesinde sizin

düşüncelerinize önem veriyor ve sizi tanıyoruz" mesajını vererek yapılacak bir dizi değişimi-dönüşümü kamuoyu nezdinde meşrulaştırmak amacını gütmekteydi. 

İsviçre'de bulunan birçok Kürd ve Türk aydın, 16 Ocak 1919'da Cenevre'de bir kongre toplayarak, Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri nezdinde Osmanlı Devleti'nin haklarını savunması için Şerif Paşa'yı delege seçmişlerdi. Bu kararlarını İngiltere, Fransa ve İtalya'ya telgraf göndererek bildirmişlerdir. 

Şerif Paşa'nın Paris'te bulunduğu sıralarda, Mısır'da Süreyya Bedirhan yönetiminde Kürdistan Bağımsızlık Derneği kurulmuştur. Bu dernek tarafından Paris'e Arif Paşa başkanlığında bir heyet gönderilmiş ve bu heyet Şerif Paşa başkanlığında çalışmalara katılmıştır. Aynı dönemde Güney Kürdistan'da Şeyh Mahmud Berzenci liderliğinde kurulmuş olan Kürd Hükümeti de bir heyet göndermiş ve bu heyet de Şerif Paşa ile ortak çalışmalara katılmıştır. 

21 Ocak 1919'da Paris Barış Konferansı'na Osmanlı Temsilcisi sıfatıyla katılmış olan Şerif Paşa, 16 Nisan 1919 tarihinde Osmanlı temsilciliğinden çekilerek, görevini yalnızca Kürd temsilcisi sıfatıyla sürdüreceğini duyurmuştur. 

Bu konferansın Kürdistan'ı ilgilendiren tarafı ise masumane görünen çok sinsi bir planla Kürd halkının üzerinde yaşadığı doğal sınırları olabildiğince daraltarak Kürd nüfusun çoğunlukta olduğu birçok il Fırat Nehri'nin doğusunda kurulması düşünülen Ermenistan'a bırakılmak isteniyordu. Ayrıca Musul bölgesi Kürdistan sınırları dışında tutulmak isteniyordu. 

Bu görüşmelerde Ermeni heyeti Ermeni isteklerini şöyle sıralıyordu. 

1- Van, Bitlis, Amed, Harput, Sivas, Erzurum ve Trabzon'dan oluşan yedi; 
2- Maraş, Kozan, Cebel Bereket ve İskenderun Limanlarıyla birlikte Adana illeri 
Ermenistan'a tanınacak olan sınırlar içinde (resmen) yer almalıydı. 

Yani Kuzeydeki Kürdistan bölgesinin hemen hemen hepsi talep ediliyordu. Burada iki durum ortaya çıkıyor. Birincisi; Ermeniler bir dönem yaşadıkları ve tarihte bilinen çeşitli nedenlerden dolayı ayrılmak zorunda kaldıkları Kürdistan topraklarında yaşamayı, toprak talebine dönüştürmek istemişler. Yani Kürdistan toprakları üzerindeki tarihi geçmişlerini göz önüne almadan, sadece burada yaşamayı bile bu topraklarda hak iddia etme sebebi saymaları Paris Barış Konferansı'nda öne çıkmıştır. İkincisi de Ortadoğu'da böylesine bir şekillenme, Müslüman Kürdistan halkının sahip olduğu güçlü bir Kürdistan yerine, kurulacak ya da daha doğru bir ifadeyle kurdurulacak bir Ermenistan'ın kendi dış politikalarına daha çok hizmet edeceğini bilen emperyalist devletler tarafından planlanmıştır. 

İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar, kendilerine bir pay koparabilmek, bu arada Musul petrollerini de kendi ellerinde tutabilmek için de politika belirtiyorlardı. 

Sevr Antlaşması'nın bu yöndeki maddelerini incelersek; 

Madde 64- İş bu anlaşmanın yürürlüğe konuluşundan bir yıl sonra 62. maddede belirtilen bölgelerdeki (Fırat'ın doğusunda ileride saptanacak Ermenistan'ın sınırının güney inde..., Suriye ve Irak ile Türkiye sınırının kuzeyinde Kürdlerin sayıca üstün bulunduğu bölgedeki) Kürdler bu bölgelerdeki nüfusun çoğunluğunun Türkiye'den bağımsız olmak istediklerini kanıtlayarak Milletler Cemiyeti Kongresine başvururlarsa ve konsey de bu nüfusun bağımsızlığa yetenekli olduğu görüşüne varırsa ve bu bağımsızlığı onlara tanımayı Türkiye'ye salık verirse Türkiye bu tavsiyeye uymaya ve bu bölgeler üzerinde bütün haklarından ve sıfatlarından vazgeçmeyi şimdiden yükümlenir. 

Bu vazgeçme gerekirse ve gerekeceği zaman, Kürdistan'ın şimdiye dek Musul ilinde (vilayetinde) kalmış kesiminde oturan Kürdlerin, bu bağımsız Kürd Devletine kendi istekleriyle katılmalarına başlıca müttefik devletlerince hiçbir karşı çıkışta bulunulmayacaktır." 

Kürdistan'a verilen hakların sınırlı olması ve gelecekte birçok soruna neden olabilecek bir tarzda belirlenmiş olması birçok Kürd aydını tarafından fark edilmiştir. Hasan Yıldız, bu nedenle Kürdistan için asıl Sevr'in bölünmeyi beraberinde getiren bir belge olduğu kanısındadır: 

"Tüm bu nedenlerle denilebilir ki Kürdistan Lozan'la değil gerçekte Sevr ile bölünmüştür. Lozan ile bu bölünmüşlük onaylanmıştır. Sevr maddeleri içinde olan Kürd Devleti kurulması prensibi yine bu nedenlerle ciddi değildir. Daha çok Kürdlere karşı oyalayıcı bir rol oynarken Mustafa Kemal ve Irak yönetimine karşı ise tehdit edici bir unsur olarak ele alınıp değerlendirilmelidir." 

Sevr, Kürdlerin ulusal hayatlarında, içeriğiyle taşıdığı bütün olumsuzluklara rağmen, Kürd ulusunun ulusal haklarının uluslar arası metinlerde bir kez yer alması gibi önemli bir misyona sahiptir. 

 

* * * * *

 

Malper/Anasayfa