Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Ümmetin mazlumları Kürdler ve Kurdistan

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ GÜNEY KÜRDİSTAN

ŞÊX ABDULSELAM BARZANİ KIYAMI (1914)

1. Emperyalist Bölüşüm Savaşı öncesi İttihat Terakki'nin, Kürdistan'a yönelik kirli politikaları halkın sisteme karşı tepkisini artırmış ve bir çok yerde aynı anda kıyamlar baş göstermiştir. Bu dönemde savaş için gerekli olabilecek her türlü ihtiyaç Kürdistan'dan karşılanmaya çalışılıyordu. Hayvan başına vergi koyan Osmanlı, vergi alma adına Kürd halkının elindeki her şeyi talan ediyordu. Adam başına haraç ve tahıl vergisi alınıyordu ve hayvan vergisi de iki kat artırılmıştı. Zaten fakir olan halk, bu şekilde, güçten düşürülmeye çalışılıyordu. Hamidiye Alayları'na katılmayı kabullenemeyen Kürd halkına, nizami askerlik zorunluluk olarak getirilmişti. Osmanlı'nın halktan aldığı vergilerin artırılması ve nizami askeriyenin zorunlu olması Kürd halkının sisteme karşı öfkesini artırmıştı. Kürd halkı, otoritesi altında bulundukları sistemler tarafından kendileri için savaşıp kan dökmeye zorlanıyor, halk, sistemin istemlerine karşı direnişle cevap veriyordu.

İ.T yönetiminin Kürd halkı üzerinde uyguladığı dini, etnik, idari ve ekonomik baskılar I. Dünya Savaşı öncesinde Kürdistan’ın birçok bölgesinde irili-ufaklı başkaldırıların ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu süreçte Kuzey Kürdistan’da meydana gelen Bitlis Kıyamı ve Güney Kürdistan’da gelişen Şeyh Abdusselam Barzani Kıyamı, önemli bir yer tutar. Bu iki kıyamı önemli kılan sadece etki alanları değildir.

Aynı zamanda meydana geldikleri dönem, İslam ümmetinin büyük bir imtihandan geçtiği tarihi bir dönemeçtir. Osmanlı siyasetini ve yönetim anlayışını, kendi ırkçı ve gayri İslami kafa yapısına dönüştürmeye çalışan İ.T’ye karşı ümmet genelinde olması gereken tepki ve İslami duruş malesef yetersiz olmuştur. Bu noktada İslam dinini ve ümmetini hedef alan bu politikalara karşı Kürdistan halkının bu kıyamlarla ortaya koyduğu onurlu duruş, tarihsel açıdan oldukça önemlidir. Bu tarihi kıyamlardan biri Kürdistan’ın güneyinde, diğeri ise kuzeyinde aynı dönemde meydana gelmiştir. 

Önceki yazımızda ele aldığımız (Kuzey Kürdistan’daki) Bitlis Kıyamı ile aynı dönemde meydana gelen Şeyh Abdulselam Barzani Kıyamı, Mart 1914'te Güney Kürdistan’ın Barzan Bölgesi’nde başlamıştır. 

Şeyh Abdulselam, İ.T. yöneticilerine ve diğer yüksek makamlara 1908'den beri telgraflar çekerek bazı taleplerde bulunmuştu. Bu talepler; Kürd dilinin tanınması, bu dilde ehil olan devlet memurlarının atanması, halkın dini hassasiyetlerine önem verilmesi ve bu noktada halkın değerlerine saldırılmaması gerektiği ve bölgedeki yol onarımı işlerinde kullanılma koşuluyla askerlikten muafiyet bedeli olarak alınan vergilerin korunması şeklinde idi. 

Oysa Osmanlı yönetimi, bu talepleri dinleyecek, hele yerine getirecek bir durumda değildi. Aksine İ.T.'ciler, başa geçtikten sonra söz konusu taleplerin tam tersini gerçekleştirmeye çalıştılar. Bu şekilde Kürdistan halkının durumu her geçen gün daha da kötüleşti. Şeyh Abdulselam, bu talepler konusunda yönetime baskı yapmak amacıyla Kürd aşiret reislerini birleştirmeye çalıştı. İstanbul'da bulunan Seyyid Abdulkadir, Emin Ali Bedirxan, Şerif Paşa gibi liderlerle temas kurdu. 

Bunun üzerine 1914 yılının ilk baharında Behdinan'ın büyük bir bölümü başkaldırdı. Kıyama Hemavend, Caf, Dizai ve daha bir çok aşiret de katıldı. Kıyam, ilkbaharın sonlarında Musul vilayetinin tamamını ve Bağdat vilayetinin büyük bir kesimini kapsadı. Şeyh Abdulselam, kıyamı, Kürdistan'ın öteki kesimlerine yaymaya çalıştı. Onun Doğu ve Güney Kürdistan’daki Kürd ve Arap aşiretleri üzerinde büyük bir etkisi vardı. Onları başkaldırı saflarında birleştirebilecek kadar güçlü bir etkisi vardı. Böyle bir ihtimalin varlığı, İ.T. hükümeti için büyük bir tehlikeydi. Bu nedenle çabuk davranan İ.T. hükümeti; Rewanduz, Aqra ve Amadiye'de büyük kuvvetler toplayarak 1914'ün sonuna varmadan bir çok yerde kıyamı bastırdı. 
Osmanlı geleneği olan; halkı suçsuz yere kıyımdan geçirme, bu kıyamda da kendini gösterdi ve halka yönelik acımasız kıyımlar başladı. Şeyh Abdulselam Barzani önce Urmiye'ye sonra ise Rusya'ya geçmeyi başardı. Ancak aynı yılın sonlarında şehit edildi. 

Barzan Kıyamı'nın yanı sıra, Savaş öncesi dönemde, Kürdistan'ın bir çok yerinde özgürlük, bağımsızlık adına önemli çalışmalar yürütülüyordu. Bunlar Komala Kürdistan(Kürdistan Birliği) örgütünün halk içinde yaptığı çalışmalardı. Kürdistan'ın çeşitli bölgelerine silah temin etme ve Kürd halkının ulus bilincini geliştirmeye yönelik farklı çalışmaları vardı.

Örgüt, Fransa'da "Meşrutiyet" adında bir dergi yayınladı. Örgütün ileriye yönelik programlarında; "Kürdistan'a yönetimsel özerklik tanınması, vergilerin hafifletilmesi, Kürdlerin kendi ordularını oluşturması, halkın kendi diliyle eğitim görebileceği okulların açılması" gibi maddeler yer alıyordu. 

Güney Kürdistan, Kürd Tarihi içinde hem köklü mücadelelerin geliştiği, hem de büyük bedellerin ödendiği bir bölgedir. O dönem, Osmanlı boyunduruğunda bulunan bu bölgede, gelişen kıyam hareketi İttihat ve Terakki tarafından bastırıldı. Kıyam sonrası toplu kıyım ise, zaten Kürd başkaldırıları ve kıyamları sonrası Kürdlere karşı uygulanan jenosidin bir devamı ve acı tekrarı olmuştur.

Ama ödenen onca bedele rağmen, Şeyh Abdulselam Barzani önderliğindeki kıyam hareketi, sonraki dönemlerde ortaya çıkan Şeyh Mahmud Berzenci ve ileride ortaya çıkacak olan Molla Mustafa Barzani liderliğindeki başkaldırıların zeminini hazırlamıştır.

Bu da gösteriyor ki; Kürdistan'da belli bir dönemde yaşanan siyasal ve sosyal bir gelişme (ister olumlu ister olumsuz olsun), kendi dönemine hapsolmamıştır. Barzan Kıyamı özelinde, bu sürekliliği ele alacak olursak; Güney Kürdistan'da ısrarlı ve kararlı adımlarla; daha gelişmiş, daha organizeli ve daha örgütlü mücadelelerin gelecek açısından güzel ve umut verici kazanımlar elde etmesinde, Kürd Kıyamları'nın kendilerini sonraki dönemlere taşımasının payı ve rolü de büyüktür. 

Barzan Kıyamında yaşananlar, Kürd halkını sindirememiş, aksine büyütmüştür. Özellikle savaş öncesi dönemde yaşanan bu tür kıyamlar, halkın; aşiretçilik, bölgecilik gibi geriliklerden uzaklaştırarak ulus bilincinin olgunlaştığı bir dönem olmuştur. 

* * * * *

 
 

Malper/Anasayfa