Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Ümmetin mazlumları Kürdler ve Kurdistan

ŞEYH UBEYDULLAH NEHRİ AYAKLANMASI 

Ayaklanmayı Hazırlayan Önkoşullar:
Rus-Osmanlı savaşı sonunda Osmanlı'da siyasi bunalım, ekonominin hızlı bir şekilde çöküşe doğru gitmesine eşlik ediyordu. Savaş, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir çok bölgelerinin ekonomik durumu üzerinde yıkıcı bir etkide bulunmuştu. Çalışabilir erkek nüfusun orduya seferber edilmesi, köy ekonomisinde iş gücü yetmezliğine sebep olmuş, köylüler arasında hoşnutsuzluğu ve yığınsal ayaklanmaları teşvik etmişti. Savaş sonrasında ülkenin ekonomisi, yabancı sermayenin güçlü bağımlılığı altına girdi. 1879 yılında, Osmanlı İmparatorluğu tam olarak çöktü. 1881 yılında, "Osmanlı Devlet Borçları İdaresi"nin kurulmasıyla Osmanlı, resmi bir şekilde, uluslararası mali kontrol altına girmişti. Alacaklı ülkeler Osmanlı üzerinde olağanüstü hak ve ayrıcalık elde ediyorlardı.

Boşalmış hazineyi doldurmak için devlet, vergileri arttırdı. Osmanlı tahsildarları ve feodallerin zorları ve keyfi iradeleriyle vergiler toplanıyordu. Vergilerin ağırlığı altında ezilen Kürd ve Ermeni köylüleri, perişan bir halde çoğu ya Kürd derebeyleri, han ve beylerinin yanında ırgat oluyor ya da ekmek parası kazanmak için büyük şehirlere gidiyorlardı. 

1879-1880 kışında, Kürdistan'ın bir çok bölgesini korkunç bir açlık kaplamıştı. Kuraklık nedeniyle ekmek fiyatları artmış mahalli idareciler, vurgunculuk yaparak, milleti soyuyorlardı. Açlık ve sefalet sonucu, bir çok bölgede salgın hastalıklar başlamıştı. 

Açlık çeken Kürdler, şehir ambarlarını yağmalamaya başlamışlardı. Tahıl ambarlarına spontan saldırılar düzenleniyordu. Bu durum, 1880 yılındaki büyük halk ayaklanmasına giden örgütlü silahlı savaşı yükseltmeye başlamıştı. 

Bu dönemde Kürdistan'ın farklı bölgelerinde küçük hareketlenmeler yaşanıyordu. Bu hareketlenmeler; ünlü Bedirhan Bey'in, o zamana kadar İstanbul'da Osmanlı Ordusu Genel Kurmaylığında hizmet eden oğullarından, Osman Bey ve Hüseyin Bey liderliğinde gerçekleşiyordu. Bedirhan Bey'in oğullarının hareketi bastırıldı ama bu 1880 yılında patlak veren yeni bir Kürd ayaklanmasının müjdecisi olacaktı. 

Kürdler'i, kurtuluş mücadelesinden caydırmak isteyen Osmanlı iktidarı, Kürdlerle Ermeniler arasında ulusal düşmanlıklar oluşturmaya çalışıyordu. Bu dönemde, Osmanlı ve İran boyunduruğuna karşı yürütülen mücadeleler, yeni ve daha örgütlü bir aşamaya girmekteydi. Yeni ayaklanmanın hazırlanmasında Nakşibendi tarikatı, önemli rol oynuyordu. 

19. yüzyılın ikinci yarısında, Nakşibendi tarikatının başı, Kürdler arasında önemli otoriteye sahip bulunan Şeyh Ubeydullah idi. Şeyh Ubeydullah, Kürd bölgelerinde ticaretin gelişmesinden, anarşi ve huzursuzluğun ortadan kaldırılmasından yana olan büyük Kürd feodalleri arasındaydı. Şeyh’in, Kürd bölgelerindeki yolların güvenliğini sağlama çabası ve ülkedeki soygun ve anarşiye karşı keskin bir mücadelesi söz konusuydu. Bu da onun bulunduğu bölgede, ticaretin gelişmesini sağlıyordu. 

Kürdler’in bağımsızlığını isteyen Şeyh, Rus-Osmanlı Savaşı sırasında, siyasi otoritesini Kürdlerin yaşamakta olduğu bölgelere yaymaya çalışıyordu. 
Savaş sonrası Şeyh Ubeydullah, Osmanlı'ya karşı ayaklanmanın örgütlenmesi için daha aktif çalışmalara başlamıştı. Bu durumdan haberdar olan Osmanlı idaresi, gecikmeden Van müftüsünü Şeyh Ubeydullah ile görüşmeye gönderdi. Ancak bir haftadan fazla süren görüşmeler, beklenen sonucu vermemişti. Görüşlerini müftüye açıklayan Şeyh Ubeydullah, esas olarak şikayet ve rahatsızlığının, resmi idarenin kötü icraatından dolayı olduğunu söylemişti. 

Şeyh'in Osmanlı'ya karşı ayaklanma hazırlıkları, daha ilk başlarda bütün Kürdler arasında yankı bulmuştu. Xoy, Mehabad, Urmiye ve Uşnu gibi şehirler ayaklanmaya silah ve cephane temin etmek için, temel kaynak olmuşlardı. 
Şeyh, İmparatorluğun, kendi bünyesindeki halkların yaşam ve mülklerini muhafaza etmekten ziyade, onlar için tehlike arz ettiğini; bu nedenle kendisini doğrudan savunucu olarak gören halkı korumayı ve halk için hareket etmeyi, zorunlu bir görev olarak görüyordu. 

Şeyh, halk üzerindeki soygun ve talanın artmasının ve huzursuzluğun yayılmasının esas nedenlerini, her şeyden önce, Osmanlı merkezi idaresinin keyfiliğinde görüyordu. 

Şeyh Ubeydullah, Osmanlı ve İran'da Kürd halkı gibi, boyunduruk altında bulunan ve içinde yaşadıkları durumdan hoşnut olmayan Ermeni, Asuri ve Arap halklarının eş zamanda ayaklanmalarına büyük önem veriyordu. Bu bağlamda, diğer halkların önderleriyle görüşmelerde bulunmuştu. 

Şeyh'in ayaklanma hazırlıklarından haberdar olan Osmanlı, tedbir almaya başlamış, askeri birliklerinin bir kısmını Van ve Hakkari çevresine göndermişti. 
Şeyh, hükmü altında bulunan Kürdler'e, devlete vergi vermeyip direnmelerini emretmişti. Durumu öğrenmek için gelen iktidar güçlerine bu emrin nedenlerinden bahsederken, hükümet tarafından istenen vergilerin büyük boyutlarda ve her türlü adalet anlayışından yoksun olduğunu ileri sürmüştür. 

Aynı zamanda Şeyh, Kürdler arasında birliği sağlamadan başarı kazanamayacağını biliyordu. Zaferin garantisi, sadece bütün Kürdler’in birliği ve ayaklanmanın merkezi olarak hazırlanması olabilirdi. Şey Ubeydullah bundan hareketle temsilcilerini Kürd liderlerinin yanına göndererek, onları Osmanlı ve İran egemenliğine karşı ortak mücadeleye çağırmıştır. Şeyh Ubeydullah mektuplarında, halkın içinde bulunduğu ağır duruma değinerek Osmanlı ve İran'ın Kürdleri yönetmeye hiçbir haklarının olmadığını belirtiyordu. Silahlı ayaklanmaya çağrıda bulunan Şeyh Ubeydullah, bütün Kürd liderleri tarafından tam destek gösterildiği taktirde, ayaklanmanın başarıya ulaşacağından emin olduğunu belirtiyordu. Elçiler, nüfuz sahibi Kürdlerden genel Kürd ayaklanmasını desteklemelerini istiyorlardı. 

Şeyh Ubeydullah kendi bölgesini idare edişte, örnek bir tutuma sahipti. Kendi bölgesinde belli toplumsal davranış kuralları getirmiş olması, nüfusu rahatsız edici herhangi bir keyfi tutuma karşı ceza uygulaması getirmesi, içki kullanılmasını kat'i bir şekilde yasaklaması idareci yönünü daha belirgin kılıyordu. 
Osmanlı tarafından ezilen ve soyulan Hakkari Kürdleri nezdinde, Şeyh Ubeydullah halkın koruyucusu ve adalet sahibi bir liderdi. 

1880 yılı Temmuz ayı sonunda, Şemdinan'da Kürd liderlerinin toplantısı başlamıştı. Toplantının esas amacını Şeyh Ubeydullah, Kürd aşiretleri arasında birlik kurulması ve ayaklanma için hazırlık yapılması olarak belirlemişti. Toplantı oldukça ateşli geçmiş ve Kürdler arasındaki çıkar farklılığını ortaya koymuştu. Ancak Şeyh Ubeydullah, Kürdler açısından bu tavrın ileride zarar verici sonuçlarına değinerek, bu duruma sert tepki göstermiştir. 

Toplantı sırasında, Şeyh Ubeydullah Kürd liderleri arasındaki çelişkiyi ve aralarından bazılarının Osmanlı'ya karşı ayaklanma niyetinde olmadıklarını göz önünde bulundurarak, ayaklanma planını ortaya koydu. Nehri'deki kararlaştırıcı son toplantıda Şeyh, Kürdler üzerindeki iktidar hakkını, kısaca Osmanlı sultanlarının bir zamanlar hilafet unvanına konarak dini iktidar hakkı adı altında, tüm iktidarını Kürdler üzerinde zorla dayatmış olmalarıyla açıklıyordu. Şeyh Ubeydullah, bağımsız bir Kürdistan kurulmasının zorunluluğuna değinerek; doğal olarak, boyunduruk altında tutanlara karşı ayaklanma çağrısı yaptı. "Amansız Osmanlı'ya daha fazla sabredemeyiz, onların boyunduruğunda kaldığımız yeter! Kurtulmamız lazım!" diye sesleniyordu. Kürdler’in düşmanları arasında, Osmanlı hükümetinin yanı sıra, Şah yönetimini de gösteriyor ve şöyle diyordu: "Bu iki hükümet, bizim gelişimimize engel olan sülüklerdir." 

Şeyh Ubeydullah daha sonra, İran'ın içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumdan istifade etmek istedi. O dönemde Farslar Türkmenlerle savaşta idi. 

Hareketin geliştirilmesi ve elde edilen mevzilerin korunması için temel ekonomik kaynak olarak, Savaşta İran Kürdistanı’nın verimli bölgelerinden yararlanılması düşünülüyordu. Toplantı sonrası Kürdler, hızlı bir şekilde ayaklanma hazırlıklarına başladılar. Silah temini için birçok yere adamlar  gönderildi. 

Ayaklanma
1880 yılı Temmuz ayı başlarında Urmiye Valisi, Şeyh'in oğlu Seyyid Abdulkadir'den Soma bölgesinin vergilerini toplayarak, hükümete teslim etmesini istemişti. Seyyid Abdulkadir buna red cevabı vermişti. Bunun üzerine, böl ve yönet politikasıyla hareket eden Vali, Soma bölgesinde nüfuz sahibi Kürd liderlerinden Ali Han'ın, vergileri toplamasını istedi. Bunun üzerine Şeyh, Seyyid Abdulkadir'e askeri destek vermek için tedbir aldı. Bu tedbirler Ali Han'ı ürküterek, kendisine verilen buyruğu yerine getirmemesine sebep oldu. 

İran Kürdistanı’nda Mangur aşireti reisi Hamza Ağa ayaklanma hazırlıkları yapıyordu. Ağustos ayında Şeyh Ubeydullah, oğlu Seyyid Abdulkadir yönetiminde bin kişilik silahlı bir Kürd müfrezesini yardıma gönderdi. İran sınırında Şeyh'e bağlı Barzani Kürd aşireti de bu müfrezeye katıldı. Burada Hamza Ağa ve Abdulkadir'in ordusu İran sınır birlikleri tarafından herhangi bir direnişle karşılaşmadan, Mergever'e kadar varmış; burada yerli Kürdlerden Mahmud Ağa liderliğinde 500-600 Kürd onlara katılmıştı. 10 Eylül'de ayaklanmacılar, Mangur bölgesini ele geçirdi. 15 Eylül'de, Piran aşiretinin yaşadığı Lahican yöresine ulaşıldı. Piran aşireti, ayaklananlara yaklaşık 200 piyade ve bin süvari dahil etti. Bu şekilde, Kürd ayaklanması önemli bir boyuta ulaştı. 

Ayaklanmacılar ciddi bir karşı koyuşla karşılaşmadan İran Kürdistanı’nın başşehri Soucbulak'a yakınlaşmışlardı. Şehir nüfusu ayaklanmayı desteklemiş, Vali ayaklanmanın temsilcileriyle görüşmeye başlamış ve görüşme sonrası şehri terk etmişti. 
Kurtarılan bölgelerin idaresi için Seyyid Abdulkadir idareci-kadı tayin ediyordu. Kürdistan geçici hükümeti kurulmuştu. 

Ekim ayı ortalarına kadar Kürdler, bir çok şehri ele geçirmiş, Kürd kuvvetleri Tebriz'e yanaşmıştı. İran hudut muhafızlarıyla çarpışmalarda, İran'a hizmet eden Kürd subay ve askerleri, Kürdler'in tarafına geçiyorlardı. İlerleme sırasında Seyyid Abdulkadir, yerli nüfusun can ve mal güvenliğini sağlamak için önlemler almıştı. 

Şeyh Ubeydullah tarafından Urmiye yakınlarında yönetilen Kürd kuvvetlerinin durumu biraz daha farklıydı. İran iktidarı, Urmiye'deki yerli askeri birliklerin desteğiyle oldukça uzun bir süre, şehri elinde tutmayı başarmıştı. 21 Kasım'da Şeyh Ubeydullah, şehrin etrafını kuşatarak, içeriye habercilerini göndermiş ve ahalinin gönüllü olarak teslim olmasını istemişti. Bunun üzerine şehrin müftüsü, Şeyh'e bağlılık ve sadakatini bildirmiştir. 

Şeyh Ubeydullah; halkın, kurtuluş mücadelesine güvenmesi için, Kürdler'in, kurtarılmış bölgelerde keyfi uygulamalarda, soygun ve talanda bulunmalarını yasaklamıştı. 

Osmanlı, bir yandan İran'a karşı yükselen ayaklanmanın gelişmesine seyirci kalıyor; diğer yandan, Kürdlerin elde ettikleri başarıları endişeyle izliyordu. Bu nedenle, Kürd hareketi başlar başlamaz Saray, ordusunu tam savaş hazırlığında tutmaya başlamıştır. Ayaklanma boyunca Osmanlı ordusu, birçok bölgede büyük askeri yığınaklar yaparak ayaklanmaya hazırlanmışlardır. Ayrıca, Şeyh'in itibarını zedelemek için İstanbul'da entrikalar örülmüştür. Osmanlı Hükümeti, ünlü metodunu kullanarak nüfuz sahibi Kürdleri birbirine karşı kullanmaya çalışmıştır. 

İran hükümeti Kürd hareketini bastırmak amacıyla, olası bütün tedbirleri almıştı. Şah'ın emri üzerine İran Ordusundan bir grup, Tebriz'den harekete geçmişlerdi. Diğer bir grup ise Avrupalı subaylarla birlikte, Tahran'dan harekete geçmişlerdi. 
İran'ın ayaklanan silahlı Kürd müfrezelerine karşı hücuma hazırlandığı bu dönemde, askeri saldırılar zayıflamıştı. Açlıkla burun buruna gelen ayaklanmaya katılmış bir çok Kürd, ayaklanmacıların cephesini terk ederek evlerine dönüyorlardı. 

Bu, Kürd ayaklanma kuvvetlerinin belli ölçüde zayıflamasına neden oldu. Şah ordusuna karşı çarpışmaların olumsuz bir şekilde sonuçlanmasına doğrudan etkide bulunuyordu. Şah, Rusya ve İngiltere'ye başvurmuş, bunlardan yardım istemişti. 
Şah hükümetine dostluk borcunu ödeyen Kraliyet iktidarı, Rus-İran sınırına yakın Nahçevan’a büyük bir askeri kuvvet yığmıştı. 
İran'da, özellikle İran'ın kuzey-batı kesiminde, güçlü bir nüfusa sahip olan Rusya Tahran'a politik ve askeri destek vermiştir. 

Öte yandan Şah Veliahtı, öldürülen Kürd başına 100 tümen veriyordu. 
Şah ordusunun baskıları altında Seyyid Abdulkadir, Hamza Ağa ve diğer Kürd liderleri müfrezeleriyle birlikte, Mergever mıntıkasına geçtiler. Kasım ayında, ayaklanmacılar Osmanlı sınırına çekilmek zorunda kalmışlardı. Bu arada, Şah hükümeti, Saray'dan Kürd liderlerinin teslim edilmelerini istiyordu. 

Şeyh Ubeydullah ve Seyyid Abdulkadir'in Osmanlı sınırına geri çekilmelerinden sonra Hamza Ağa ve aşireti hariç İran'daki çoğu Kürd aşiret reisi, Şah'a bağlılıklarını beyan etmişlerdi. 
Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Şeyh Ubeydullah, Şemdinan'daki köşküne yerleşmişti. İran ordusunun kürdlere yaptıkları katliamdan dolayı bir çok Kürd, sınırı geçerek Osmanlı İmparatorluğuna yerleşmeye mecbur etmişti. İran, ayaklanmaları önlemek için, Kürdler'i dağıtmaya çalışıyordu. 

Şeyh Ubeydullah, geçici sessizlikten yararlanarak, hızlı bir şekilde yeniden ayaklanma hazırlığı içine girmişti. 
Şeyh'in yeni hazırlıkları, Osmanlı'yı tedirgin etmiş ve bunlara karşı yeni önlemler almaya itmiştir. Şeyh Ubeydullah'la görüşmek üzere Sultan, Hakkari'ye bir elçi göndermiş; ancak Şeyh, hastalığını gerekçe göstererek, görüşmeyi kabul etmemişti. 
Osmanlı, Kürdler'e karşı sert tedbirler almaya başlamıştı. Şeyh Ubeydullah'a ültimatom vererek, derhal Sultan'ın sözcüleri ile görüşmesini istemiştir. Aynı anda Hakkari'ye yeni askeri birlikler yığmaya başlamıştı. 

İlkbahar'ın sonlarında, Saray'ın baskıları altında olan Şeyh Ubeydullah, Sultan'ın yanına gitmeyi kabul etmek zorunda kaldı. Askeri önlemler eşliğinde Şeyh, İstanbul'a gönderilerek orada tutuklandı. 

Osmanlı-İran boyunduruğuna son vererek, bağımsız bir Kürd devleti kurma görüşünden vazgeçmeyen Şeyh, gizli bir şekilde oğlu Seyyid Abdulkadir ile ilişkiye geçerek tutulduğu yerden kaçtı. 

Osmanlı ordusuna karşı direnmek için yeteri kadar gücü olmayan Şeyh, manevra yapmaya çalışıyordu. Oramar kalesine üstlenerek, süratli bir şekilde Osmanlı ordusuna karşı direnmek için hazırlandı. 
Çok geçmeden, Osmanlılar Şeyh'in kalesine yanaşarak, onu kuşattılar. Şeyh'e Musul'da yaşama koşulu getirildi ve Şeyh, daha fazla direnemeyerek teslim oldu ve buradan Musul'a sürgün edildi. 
Şeyh sürgündeyken, oğlu Seyyid Abdulkadir, onun bulunduğu yere gelerek Osmanlı askerlerine saldırdı ve babasını kurtardı. Osmanlı askeri kuvvetleri, Şeyh'in oğlu ile birlikte bulunduğu yeri kuşattı. Altı saatlik bir çarpışmadan sonra, Şeyh teslim olmak zorunda kaldı. 

Osmanlı yakaladığı Şeyh'i ve oğlunu önce Musul'a ve daha sonra, Mekke'ye sürdü. Şeyh Ubeydullah'ın tecrit edilmesinden sonra, Kürdler'in bağımsızlık mücadelesi geçici bir süre sessiz kaldı.                                                          

* * * * *

 

Malper/Anasayfa