Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Ümmetin mazlumları Kürdler ve Kurdistan

WİLSON İLKELERİ VE KÜRDLER

Dünya Siyasi Tarih'inde belli bir dönemde kağıt üzerinde alınan ve duyurulan bazı kararlar ve ilkeler tüm halkları ilgilendiren ortak bir hüküm içermesinden dolayı sürekli gündemdeki yerini ve güncelliğini korumuştur. Bu ilkelerden biri de Wilson İlkeleri'dir. Toplumsal hakların ve özgürlüklerin kıskaca alındığı, dünya devletlerinin siyasi ve ekonomik çıkarlar uğruna amansız bir mücadeleye giriştiği I. Dünya Savaşı koşullarında teoride özgürlükçü olan bu ilkeler, mazlum halklar için bir umut kaynağı olmutur.

Amerika Cumhurbaşkanı Wilson'un 8 Ocak 1918'de dünya kamuoyuna ilan ettiği Wilson ilkeleri diye bilinen 14 ilkenin 12. maddesi Osmanlı'yı yakından ilgilendiriyordu. 12. madde, Osmanlı İmparatorluğu dahilinde bulunan halkların kendi haklarını elde edebilecekleri bir muhtevaya sahipti. Bu bağlamda Kürd halkı da bu maddeden faydalanmak istemiştir.

12. madde şu içeriğe sahipti: 
"Bugünkü Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk kısmına güvenli bir hükümranlık sağlanmalıdır, fakat halen idaresindeki diğer milletleri tereddüt edilmez bir hayat güvenliği ile mutlak dokunulmaz muhtar bir gelişme fırsatı tanınmalıdır. Boğazlar milletlerarası garanti altında bütün milletlerin ticaretine ve gemilerinin geçişine devamlı şekilde açık olmalıdır." 
Wilson ilkeleri yayınlandığında diğer sömürge devletlerin de onayından geçmeden yayınlanmıştı. Her ne kadar bu ilkeler belli çıkarlar doğrultusunda yayınlanmış olsa da içerik olarak ezilen uluslara az da olsa bazı hakların tanınması bakımından önem taşıyordu. Asıl amaç "manda sistemi"nin kurulmasıydı ve bu şekilde siyasi menfaatlerin karşılanmasıydı. Bu maddelerin yaşamsallaştırılmasıyla dünyaya Amerikan Başkanı Wilson tarafından savaş sonrası yeni bir düzen getirilmek isteniyordu. Bazı Kürd aydınları bu süreçte her ne kadar bu ilkelerin Kürdistan'a özgürlük getireceğini düşünmüş olsa da ilerleyen süreçte böyle olmadığı daha iyi anlaşılacaktı. Emperyalist zihniyet Kürdistan'a yönelik politikalarını değiştirmeden bu dönemde de sürdürecekti. 

Kürdler, "milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkı" ilkesi gereğince bazı istemlerde bulunmak amacıyla heyetler oluşturmuş, ülke genelinde Kürd aydınları tarafından farklı çalışmalar yürütülmüştür. Bu dönemde Kürdistan ulusal mücadelesini resmi anlamda sürdürenler; Kürdistan Teali Cemiyeti, Amed'de faaliyet yürüten Teali Cemiyeti, Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti ve Kürd Millet Fırkası'ydı. Kürdistan Teali Cemiyeti, bu yöndeki çalışmaların öncülüğünü yapmıştır. Çalışmaların sağlıklı ilerleyebilmesi için bir heyet oluşturulmuş ve bu heyet Seyyid Abdulkadir öncülüğünde çalışmalarını yürütmüştür. Bu bağlamda İstanbul'da bulunan diğer ülkelerin temsilcilikleriyle ve özellikle İngiltere temsilciliğiyle görüşmelerde bulunulmuştur. Bu görüşmelerde asıl hedeflenen, Kürd ulusal haklarının savunulması ve bu noktada etkili olabilecek devletlerin gündeminde yer alabilmektir. Heyet mütareke süresince siyasi gelişmeleri yakından takip ederek defalarca girişimde bulunmuştur. İsteklerini içeren bir muhtıra hazırlayıp gerekli yerlere sunmuşlardır.

Bu muhtırada isteklerini öz olarak şöyle belirtmişlerdir:

1- Kürdlere, sınırları coğrafi olarak saptanmış bir toprak bütünlüğü, yurt verilmelidir.

2- Bağlaşıkların Arap, Ermeni, Keldani vb. küçük azınlıklara yaptıkları muameleden Kürdler de yararlandırılmalıdır.

3- Kürdlere özerklik tanınmalıdır. 

Kürdler bu istemleriyle Paris Konferansı'na gittiler. İstanbul'a gelen Amerika heyetine ulusal isteklerini dile getirdiler ama tüm çabalara rağmen, bu girişimlerinin hiçbiri sonucunu alamadılar. 

Bunun arada Türkler de Misak-ı Milli dedikleri  sınırları korumak amacıyla Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Ankara Hükümeti Amerika'nın mandası olmak istediklerini belirtmişlerdir. 5 Aralık 1918'de Kemalist aydınlar bu istemlerini belirten ortak bir mektup yazarak Wilson'a manda için başvuruda bulundular.

 İsmet Paşa'nın, Kazım Karabekir'e yazdığı bir mektupta bunu açıkça görmek mümkün:
"Eğer Anadolu'da halkın Amerikalıları herkesi yeğ tuttuğu yolunda Amerikan milletine başvurulursa, pek çok faydası olacaktır deniliyor ki, ben de tamamiyle bu kanıdayım. Bütün memleketi parçalamadan bir Amerika'nın denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek uygun çare budur. Fakat bugün bu düşüncemin değeri, onun açıklanmasıdır." 

Osmanlı'nın can çekiştiği bu son dönemlerinde değişen ve gelişen 20. yy'ın dünya koşulları karşısında bu eski ve köhne anlayışlarda diretmesinin sebebi de; devlet kademelerine yerleşen Turancı kadroların neye mal olursa olsun ve hangi şekilde olursa olsun siyasi emellerine hizmet edecek ve uluslar arası kamuoyunda tanınacak bir devlet kurmak istemeleridir. 

Aslında ABD bu ilkeleri yayınlayarak, ileride girişeceği mücadelelerde büyük imparatorluklarla mücadele etmektense, bunların egemenliğindeki halkların bağımsızlaşmasından arta kalan nitelik ve nicelik yönünden güçsüz ve zayıf devletlerin ortaya çıkmasının teorik ve pratik zeminini hazırlamak istemiştir de diyebiliriz. 

Bu bazı halklara özgürlük getirmişse de, Kürd halkının esareti aynı şekilde sürmüştür. Savaş öncesi olsun, savaş sonrası olsun "Doğubilimci" diye adlandırılan ve asıl meslekleri ajanlık olan bilim adamı kılıklı uzman kişilerin özellikle Ortadoğu özelinde yaptıkları araştırmalarla(ki bunlar bugün kitaplaştırılmıştır) hangi devletlerin Emperyal politikalar karşısında zararsız olabileceği hangilerinin direnme dinamiklerine sahip olduğu sonuçlarından hareketle Kürdlere özgürlük hakkı tanınmamıştır. Daha da kötüsü Kürdler mevcut halleri ile bile tehlikeli görülerek Emperyalist devletlerin Ortadoğu'daki işbirlikçi devşirme yönetimleri arasında, coğrafyası ve halkıyla beraber "bölüşülmüş, parçalanmış ve paylaşılmıştır." 

Genele uygulanmayan -her ne kadar kavramsal olarak doğrulara sahip olsa da- adı geçen bu v.b. ilkelerin kendisine bir hayrı ve faydası olmadığını bilen Kürd halkı, kendi özgürlüğünün ve bağımsızlığının yolunun nereden geçtiğini çok iyi bilmektedir. Bunun yolu da ekonomik ve düşünsel bağlardan kurtulmuş özgün siyasetlerle verilecek doğru mücadelelerdir. Yani birilerinin belirlediği doğrularla ortaya konulacak pratikler yerine zaten her yönüyle haklı olan özgürlük mücadelelerini koşullara uygun, kendi orjinal taleplerine dayandırarak ve kendi kurtuluşunu birilerinden bekleme gafletine düşmeden yarınlarını doğru temelde inşa etmek için çalışmaktır.

 
 

Malper/Anasayfa