Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Güncel yazılar

Kim kimdir?
 

Bazen alıp başımı gitmek gelir içimden, ama nereye?
Gideceğim yeri bir bilebilsem.
Herkes siyasetçi, herkes bilirkişi!..
Sokaktan toplanmış bir kaç günlük sözde eğitimden sonra, adam yapılmış bir sürü kişiler.
Alfabenin A. sını bilemeyen Dr.lar! ortaokul mezunu bir sürü Prof.ler! Çocukluğum aklıma geldi, hep özenirdim bazı insanlara! Ah bir onlar gibi olabilsem, memleketime, milletime, dinime ne hizmetler yapardım ne hizmetler!....
Ya şimdi?...
Evet ya şimdi?… Kim kimdir?.. Kim neyin nesidir belli değil, kim kime hizmet ediyor, kim nereye hizmet ediyor belli değil, her sözde bir keramet var deyip kendi kendimizi avutuyoruz, bu işin sonu nereye varacak o da belli değil!...
 
Amed‘li bir vatandaşımızın bir anısı geldi aklıma. Güneyden Serhada gelmiş, mevsim kış, evlerde tuvalet yok, almış ibriği eline, çıkmış köyün kenarına abdest alacak, köyün köpekleri önünü kesmişler, saldırmışlar adama, yer kar, buz, taşlar donmuş, adam bir eğilmiş taşa hepsi yere yapışmış hiçbiri yerinden oynamıyor. „Vay memleket! Taşlar bağlı köpekler salıverilmiş, neylerim böyle memleketi?" demiş. Demiş ama köpekler tarafından iyice hırpalandıktan sonra memleketi terketmiş.
 
Şimdi gelelim bu memleketin haline! Ne yazık ki bütün taşlar bağlanmış. Onbeş günlüğüne eğitim görenler siyaset yapıyor kimi 50 kez Med. Tv. ye çıkmış daha bir defa olsun hakkında bir soruşturma açılmamış, kiminin babası memlekette ajan, yurtdışında yurtsever, kimisi özel tim hareketinde kürdlerin kellesini uçuran kardeşlerinin himayesinde kürdlere siyaset yapıyor, kimisi ise, kendi şahsiyeti için vatan ve memleketi beş paraya satıyor.
Ne yapalım bunlar memleketi savunan siyasetçiler! İtiraz edemezsin, çünkü başka kim var siyaset yapacak! Ne demişler? „Erkeklerin yokluğundan horoza Abdurrahman ismini vermişler.“
 
12 eylül döneminden sonra Kenan Evren Kurdistan‘ın dinini de ortadan kaldırmak için Kurdistan‘a din adamı adı altında bazı mit ve it takımını gönderiyordu. Muş müftülüğünde oturuyordum, Muş‘a yeni gelen ve Muş Kotana köyüne tayin edilmiş birisine, memleketimizin durumunu anlatınca dedimki: „Memleketimiz eskiden beri alimlerin yeri ve mekanıdır, ayrıca memleketin çoğu da Şafii mezhebine mensuptur, buna dikkat ediniz. Şöyle cevab vermişti. “Hocam ben Şafii mezhebini çok iyi bilirim, amcam Van‘da imamdır, iki yaz yanına izine gitmiştim, bir ay civarında yanında kaldım hep Şafii mezhebine göre vaaz yapıyordu, ben de böylece Şafii mezhebini çok iyi öğrendim." Ben güldüm, sebebini sordu, dedim ki, "ben on yıl medrese okudum onbeş yıldır görev yapıyor ders veriyorum, ayrıca yedi sülalem de Şafii mezhebine mensup olmasına rağmen ben hala Şafii mezhebini öğrenemedim, sen ne çabuk kavradın bunu?"
 
- Ya hocam ben süper zekalıyım dedi .
Gülermisin aĝlarmısın?...
 
Evet, işte böyle süper zekaya sahip, memlekette çoban olamayan ve 15 günlük eğitimden geçtikten sonra siyasete atanan siyasetçilerimiz de böyle süper zekalı, onların yanında siyaset yapmak çok zor olduğu için, ben de alıp başımı gitmek istiyorum ama nereye? Gideceğim yeri bir bilebilsem?
 
Bilmediğim çok şey var doğrusu ama, bildiğim bir kaç şey de oldu. Bu Kurdistan mücadelesinde açlıktan ölen birçok insanımız olmasına rağmen, açlıktan ölmek üzereyken büyük bir servet sahibi olanlar da oldu, hiçbir şeyi olmadığı halde Avrupa‘ya gelip siyasi pas alan ve şu veya bu parti adına para toplayıp para üstüne para koyan, gününü gün eden bir sürü insan, ayrıca ağzınızı da açtığınız zaman, sizi işbirlikçi, ajan, hayin ilan eden vatanseverler!
 
Kendimi bildim bileli  hiç bu kadar siyasete tiksinmemiştm. Bu güne kadar enaz yirmi defa mahkeme kapılarında sürünmüş, defalarca işkencenin en ağırına maruz kalmış, hapis yatmş 15 yıl ceza almış ve şu anda da T.C. tarafından aranan ve ömür boyu bütün kamu hizmetlerinden mahrum edilen bir kürd olarak, söz söylemek hakkına sahib değiliz, çünkü mevsim kış her taraf buz ve taşlar bağlı. Hiç kimse alınmasın kimseyi rencide etmek veya birilerinin hakkında yanlış bir şey konuşmak değil amacımız, belki sadece dert yanıyoruz olur ki, bizim gibi dertliler vardır diye, yoksa ne haddime! Ben kim siyaset kim? Ne onbeş günlük eğitimim ve nede T.C.de özel dairelerde ve özel yerlerde beni savunan, koruyan bir yakınım var.
 
Okuyucunun affına sığınarak şunu söylemek isterim: Galiba biz padişah tacı misali, bu akılla ve siyasetle bir yere varamayız, göremediğimiz bilemediğimiz siyasetlere ve siyasetçilere alkış tuttuğumuz müddetçe.
 
Derler bir zamanlar İstanbul‘da bir köprünün başında adamın biri oturmuş ve elleri ile sanki bir şeyler dokuyor, yada işliyormuş gibi işaretler yapıyormuş. Önceleri adamı deli sanmışlar kimse kulak asmamış, bu iş uzun sürünce bakmışlarki adam deli değil, merak etmişler ve sonunda birileri dayanamayarak sormuş.
-Kardeşim sen ne yapıyorsun böyle?
-Padişahımıza bir tac yapıyorum demiş
-İyi ya hani tac?
-Bu öyle bir tacdır ki sadece ben ve padişah görebiliriz, başkada hiçkimse göremez, ancak tac tamamlandıktan sonra herkes görebilir demiş. Meseleyi padişaha aktarmışlar, padişah adamı çağırtmış, adam padişaha da aynı şeyleri söylemiş. „Bu tac öyle bir tacdır ki eğer tamamlayıp başına koyabilirsek artık padişahlığın hiçbir zaman elden gitmez taki ölünceye kadar."
İyi demiş padişah yapmaya devam et.
Derken bir gün tac yapılmış ve padişaha haber salınmış, belli bir günde herkes meydana toplattırılmış, adam sanki elinde bir tac varmış gibi yaparak meydana çıkmış, yavaş yavaş padişahın yanına varmış, tacı aldığı gibi padişahın başına koymuş, „maşallah ne güzel tac“ deyince, herkes bir ağızdan „maşallah ne kadar da yakıştı“ deyip padişahı tebrik etmişler, adam almış alacağını padişahta takmış tacını. Aslında ortada ne tac ve nede tebrik edilecek bir şey varmış, fakat var mı ki bir yiğit çıkıp ta „hani tac“ diyebilsin.
 
Şimdi bakıyorum bizim de başımıza bir tac koymak istiyorlar ama, ben bu tacı göremiyorum, ortada bir şey görünmüyor ve sesim çıktığı kadar avaz avaz bağırıyorum: „ Ortada taç yok sakın olaki başımızı uzatmayalım taç yerine başımıza değil, boğazımıza ip koyuyorlar haberimiz olsun!.. “Ne güzel taç” deyipte tebrik edenlere kanmayalım, gelin hep beraber çalışalım, fikir üretelim, zararın neresinden dönülürse kârdır demişler, bu fırsatı kaçırmayalım.
Ama küçük hesaplar peşinde olanları gördükçe, görmedikleri halde tac için padişahı tebrik edenlere rastladıkça, alıp başını gitmek istersin uğruna herşeyini verdiğin vatandan ve vatan uğruna verilen bu kutsal mücadeleden, ama nereye? Birbilebilsen?
 
Mevlana Celaleddini Ruminin „kim olursan ol, bin defa tevbeni bozmuşsan yine de gel“ dediği gibi, ne olduğunu kim olduğunu bilemediğin halde bin defa tevbesini bozanları adam kazanırım deyip dergaha kabul edersen ve yaptıkları her yanlışa da „ne yapalım heval biz bunları sokaktan toplayıp getiriyor adam yapıyoruz“ deyip onları savunmaya kalkarsan ve de yaptıkları bir çok tahribat, ajanlık, itirafçılık ve ağlattıkları binlerce ailenin gözyaşlarına bakmadan, onlara bir daha görev verirseniz ve bunu yaparken de vatan millet uğruna hizmet yaptığını da sanıyorsanız vay o millet, vay o vatanın haline!
 
Bir çok şahıs ve aile tanıyorum, memlekette yapmadıkları rezalet kalmamış ve burada da vatanperverlerin en öncü rolünü oynamakta ve de siyasi parti ve siyesetçilerimiz tarafından kabul edildiklerini gördükçe alıp başımı gitmek istiyorum.
 
Bu nedir? Milletin kaderi mi yoksa cehaleti mi? Her zaman söylerim; bu millet herşeye layıktır, yeri geldiği zaman ulusal mücadele için hiçbir fedakârlıktan geri kalmaz ama hiçbir zaman da bu milletin bu fedakârlığı, kendisinin arzu ve isteği doğrultusunda harcanmış değildir. 28 defa ulusal mücadele için başkaldıran hareketlere her türlü fedakârlıktan çekinmeyen bu millet, 29. kez yine başlatılan serhıldanla beraber olmuş ve bunun için de hiç ama hiçbir zaman geri kalmamıştır, Fakat bugün bu istem demokratik cumhuriyet curcunasıyla, T.C. devletinin misaki milli hudutları tanınarak, Atatürk rehberliĝi ve önderliĝi kabul edilen bir siyasetle sonuçlandırılmak istenmektedir. Umarız halkımız oynanan oyunlardan haberdar olacak va davasına sahip çıkacaktır.
En azından temennimiz budur.


 2002.06.01
 
M.Nureddin Yekta

 

Güncel yazılar sayfasına dönebilirsiniz!