Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Hayat ve Hatıralarım

 

Cebimde 150, mercimek çorbası 80.000 liraydı!..

Yıl 1996 son baharın son ayı idi, 15 yıl siyasi cezaya mahkum edilmiş, ceketimi alamadan büromu terketmiştim. Elimde bir inşaat vardı, parayı hep ona harcıyordum. Çalışmalarım genelde legal olarak siyasi olup öyle aĝır bir cezaya mahkum edileceĝimi hesap etmiyordum. Gerçi son zamanlarda gördüĝüm bir rüya (1) ile mutlaka kısa süreli hapse gireceĝimi tahmin ediyordum, ama bu beni Mersin’de inşaata yatırım yapmama engel teşkil etmiyordu. O yüzden elimde fazla para tutmuyordum. Hapse girdikten sonra inşaattan geri kalan parayı da oraya aktardım, fikirlerimiz ayrı olsa da ordaki kürd insanla aynı kaderi paylaşıyordum. Mersin’den Konya cezaevine nakledildiktan sonra orada o zamanın Osmaniye Hadep İlçe Başkanı Kasım Başarıcı (2) ile tanışmıştık. Sözde siyasi bir konuşma için hapse atılmıştı. Kasım’ın haftada iki üç defa hapishane savcısıyla görüşmesi ve onu daha Osmaniye’den tanıdıĝını söylemesi beni şüphelendiriyordu. Kasım'ın savcıya rüsvet verip dosyaları yırtabileceĝini söylemesi şüphelerimi kuvvetlendirdi, ikili oynadıĝına iyice inanmıştım. Gerçi PKK ile çalışan birçok insan öyleydi. Yıllarca PKK ile çalıştıkları, haklarında birçok ifade olmalarına raĝmen hiçbir soruşturmaya tabi tutulmayanlar yada kısa bir nezaretten sonra serbest gezmeleri bunun bir delilidir. Kasım dosya işini şöyle anlatıyordu. Aldıĝı parayla hapishane savcısı vasıtasıyla DGM savcısını ayarlıyor, o sekilde dosyalar yırtılıyordu. Beni de dolandırdı ne yazıkki, kendisi tahliye olduktan sonra kendisine 3 bin Mark para verdik, tahliye ettirecekti, sonra da dosya yırtılacaktı. Neyseki ondan birbuçuk-iki ay sonra ben de tahliye oldum, bana sanki tahliyemde bir faydası olmuş gibi yalanlar etti, her ne kadar sonra tamamen yalan olduĝunu anladıysakta o zamanlar az da olsa inanmıştım, nasıl olsa bir şehrin Hadep başkanıydı, Hadep bir kürd partisi görünümündeydi o zaman, kalkıp Kasım gibi yalancı, üçkaĝıtçı, dolandırıcı birini ilçe başkanı yapmazdı sanıyorduk!…

Tahliye olmuştum ama mahkeme devam ediyordu. İki dosyadan yargılanıyordum, avukatlarım mutlaka birinden ceza alacaĝımı söylüyorlardı. Ama başkan! Kasım’ın sözlerine inandıĝım için kendimi teselli ediyordum, diĝer yandan HIK’ten tanıdıĝım önceleri çok samimi olduĝum bazı arkadaşlar bana bir pasaport ayarlayacaklardı. En son görüştüĝüm M.M. “4 fotoĝrafı göndermemi ve en geç onbeş gün içinde bana pasaport göndereceklerini ve benim elimi kolumu sallıya sallıya yurtdışına çıkacaĝımı” söylüyordu. Hik’tekiler sözüne sahip çıkmadılar, aylarca mahkemeyi tehir ettiriyorduk, her mahkeme günü bir avukatım bir mazeret bildirerek fax çekiyor, böylece mahkemenin tehir edilmesini saĝlıyorduk. Hik’tekilerden ümit kesmiştim, daha sonra Heci.K.ye “varsın orada hapis yatsın, onun gibi niceleri var hapiste, bu bir mücadeledir hapis te gerek ölüm de” dediklerini duydum, kendi kendime mırıldanmıştım “sizler son model mercedes, bmw ve auidilerle Avrupa’da seyahat edin mücadele adına, biz burada işkencelerde, nezarethanelerde, hapishanelerde ömür çürütelim” dediydim.

Neyse 11 Kasım 1996 tarihinde bana kesilen cezayı telefonla avukatımdan öĝrenmiştim, soluĝu İstanbul’da aldım. İstanbul’da saç, sakal bıyık traşıyla:)) geziyor ve yurtdışına kaçma planlarını yapıyordum. Başvurduĝum birçok sözde yurtseverin de beni soymak istediklerini anlamıştım. Cebimdeki parayı da oralarda sarfettim ve beş parasız kaldım. Oĝluma telefon açtım, “filan arkadaşın adresine para yolla” demiştim. Paranın gelişine 24 saat vardı, cebimde sadece 150 bin TL. bulunuyordu, öĝlen saatleriydi, ben çok acıkmıştım. Şöyle bir çarsıya göz atayım dedim, bu parayla üç defa karnımı doyurmam gerekiyordu, ona göre 50 binlik bir yemek bulmam lazımdı, lokantalar ateş pahasıydı, bir Adana kebap 160 bin liraydı, sanki ekmek zeytin alsan daha mı ucuzdu?

Çarşıda dolaşırken bazı lokantaların camlara yemek tariflerini asmaları dikkatimi çekti. Eee Esenler burası, reklam her şeyin ilacıdır demişler, bir araba tekerine, bir çikolata reklamına baldırı çıplak bir bayanı reklam olarak oynatan demokratik cumhuriyette mutlaka mercimek çorbasına da bir reklam bulunacaktı!.. Ama çorba çok şansızdı tabi, sadece bir A4 kaĝıdına mercimek çorbası 80 bin yazılıp cama asılacaktı, bir atatürk resmini yada bir manken resmini bir tas çorbanın yanına koyup asacak deĝillerdi ya!.. Bir çikolata kadar deĝer bulamayan şanssız mercimek çorbasını bile içmek zordu o gün benim için!..

Başa gelenlerin hırsızlık, dolandırıcılık, vurgunculuk ve yanlış siyasetleri yüzünden çöken ekonomiden birgün herkesin mercimek çorbasına bile muhtac olacaĝı günün gelmesi yakın diyordum ama ne yazıkki o gün ben ona daha çok muhtaçtım. Mercimek çorbasının reklamını görünce içim cızzzz etti, zira cebimde üç mercimek çorbası parası yoktu. Bir taraftan açlıktan midem kazınıyor üzülüyorum, diĝer taraftan Cizreli Mela Medeni’nin “sadece mercimek çorbası içen zengin aĝanın” fıkrası aklıma geliyor tebessüm ediyordum. (fıkralar bölümünüde) Bu lokanta ateş pahası mercimek çorbası 80 bin, pahalı, biraz daha dolaşayım dedim. Dolaştıkça daha acıkacaktım, acıkınca da daha çok yiyecektim, cebimdeki para yetmiyecekti düşüncesiyle adımları yavaş yavaş atıyorum. Derken bir lokantanın “mercimek çorbası 50 bin” reklamını camda aıldıĝını görünce içim rahatladı.

Eeehhh şimdi doyurdum karnımı deyip sevinmiştim, ama “ya dünya hali içeri girer girmez bir tanıdıkla karşılaşsam ne olur” deyip üzülüyordum. En iyisi kapıya en yakın masaya oturup çorbamı içtikten sonra ücreti ödeyip arkama bakmadan kaçacaktım. İçeri girer girmez dışardan kapıya en yakın masayı gözüme kestirmiştim ve hemen oraya oturdum. Garson görevi icabı yaklaştı, şöyle bir kılık kıyafetime baktı, beĝendi galiba ama cebimi nerden bilebilirdiki!.
- Buyur beyefendi, ne emredersiniz?
- Bir mercimek çorbası
- Başka ne emredersiniz
- Şimdilik o kadar sen onu getir bakayım, daha sonra bir şey düşünürüz, dedim. “Hay hay” deyip giden garson, az sonra elinde bir tas çorbayla geldi, ekmeĝi hem batırıyor hem de kesip lokma halinde aĝzıma koyuyor ve üzerine bir kaşık çorba derken, baktım garsonun elinde birbuçuk adana kebabıyla yanıma geldi,
- Buyrun beyefendi afiyet olsun,
- Be brader ben adana istememiştim, yanlış olsa gerek
- Beyefendi arka masalardan birinden ikram ettiler, dedi.

Alla alla dedim, ayaĝa kalktım baktım kimseyi tanıyamadım. Neyse ya kısmet dedim, yerim, zaten cebteki para adanaya bile yetmiyor, olmazsa Türkiye lokantlarında adettir, bir kebaba 24 saat bulaşık yıkatıyorlarmış, bir de biz yıkarız tabakları ne olacak sevdamız uĝruna!.. Yüzbinlerce evladını şehid veren Kürd halkının sevdası Kurdistan için neler yapılmazki yada neler yapılmalı deĝilmiydi? Yapılmalıdır, elbetteki bir cezadan dolayı yolda çekilecek ufak tefek sıkıntılar bir şey ifade etmez. O Ortadoĝu’nun en güzel Gülistanı için çok şey yapmak lazım, taki o özgür oluncaya kadar ve sen de içinde, baĝrında özgür yaşayıncaya kadar.

Neyse, konuyu daĝıtmak istemiyorum, sadece bir günlük hatıramdı bu. Çorbayı içmeye devam ediyorum, ama adana gelişiyle ekmeĝi az yiyorum:)) Sonra adanaya başlamamıştımki yanımda üç delikanlı göründü, lokantanın arka masalarından geldiler, iyice baktım, bizim akrabalardan İstanbul’a yerleşen birinin çocukları, beni tanımışlar, el sallamışlar ama ben görememişim, zaten mercimekten başka ne görebiliridmki o gün,:))

Yemek yenmiş hesab ödenmişti, mercimek çorbası derken yanında adana da bedava gelmişti. Eskiden o aileye belki ufak bir maddi ve manevi yardımım olmuştu ama çocuklarının büyüyüp birgün karnımı doyuracaklarını hiç tahmin etmiyordum:)).
Eh ne demişler “daĝ daĝa kavuşmaz ama insan insana kavuşur” ne güzel söz!…

Saygılarımla
M.Nureddin Yekta
14.03.2007
------------------- ----------------------------------
(1) Bu rüya hikayesini bir başka hatıramda yazacaĝım inşallah
(2) Bu, Kasım’ı teşhir ettiĝim manasında algılanmamalıdır, zira kendisi daha sonra bir sigorta meselesinde yaptıĝı sahtekarlıktan gözaltına alınmış, devlete herşeyi itiraf etmişti. Bunu t.c. televizyonları ve gazeteleri defalarca yayınladı, onun için benim yazdıklarımın o konuda bir şey ifade etmiyeceĝine inanıyorum.

M. Nureddin Yekta’nın hatıralarından

 

Malper/Anasayfa