Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Hayat ve Hatıralarım

 

Merkezden gönderilen görevliden ilk haberdar olan Faizci idi!

Kaçıncı gündü hatırlamıyorum ama, o gün bana karşı çok iyi davrandılar, sanki onlara bir misafir gitmiş gibiydim!
Eeee var bunda bir hikmet dedim kendi kendime, hani bir misal var anlatırlar. Derlerki kediler bir fareye "sen kendi deliĝinden çık şu deliĝe gir, sana bir altın veririz” demişler. Fare başını kaldırıp bakmış iki delik arası 5 metre, düşünmüş ve demişki “mesafe az ama, parası çok var bunda bir hikmet, en iyisi ben çıkmıyayım altın size kalsın.”
O gün öyle yumuşak davranmalarının bir sebebi vardı elbette, sözde beni o şekilde kandırıp birşeyler öĝreneceklerdi!..

Zaman öĝleden sonraydı, saat kaçtı bilemiyorum çünkü nezarette saat yoktu. Bir görevli polis hücreme girdi, yavaşça kolumdan tutup “gel hocam yukarda senle biraz sohbet edelim” dedi. Zaten her zaman öyle yumuşak davrandıklarında mutlaka ya elektrik işkencesi ya da askı vardı. “Bugün elektrik ve askı işkencesi erken başlıyor“ dedim kendi kendime, zira o tür işkenceler genellikle akşam 21:00’dan sonra başlıyordu. Gözlerimiz her zaman baĝlıydı, hatta hücrenin içinde bile. Yukarı kata çıkardıklarında merdiven kapısından uzun koridora girince sol tarafta işkence odası, saĝ tarafta da kaba dayak sorgu odası vardı, gide gele o yolları ve görmeden emniyetin binasının şemasını çizmiştik kafamızda. Merdivenden yukarı çıkarttıklarında koridora varıncya kadar heyecan biraz artıyordu, acaba saĝa mı sola mı götürecekler diye:))

Neyseki o gün saĝa saptık, beni komiser Halil’in odasına götürdüler. Odaya girdiĝimizde “gözünü açın” dedi biri. Gözlerim açılınca karşımda sakallı, orta yaşlı, takım elbiseli ve yakışıklı birini gördüm, masasında oturuyordu. Yerinden kalktı, elimi tuttu “hoş geldiniz hocam ben komiser Halil, teröristler üç defa beni yaraladılar ama Allah beni korudu” dedi. Sonra “aslında biz kimseden korkmuyoruz, burada gözlerinizin baĝlanması kanun gereĝidir, öyle icab ediyor yoksa korktuĝumuzdan, kendimizi sakladıĝımızdan deĝil” diye devam etti.

Sonra kanun! icabı tekrar gözlerim baĝlandı. O esnada kaç defa içeri girip çıkan oldu ama kim gitti kim kaldı ben bilemiyordum. O arada bana çay ve sigara da ikram edildi.
Sohbet gibi sorguya geçince ilk olarak „bana hocalıĝımdan sözde ilmimden dolayı bana karşı çok saygılı olduklarını ancak emniyette kendini bilmez şerefsizlerin de (onun tabiriyle) olduĝunu ve bazen benim gibi insanları rahatsız ettiklerini, buna kendilerinin de üzüldüĝünü sözlerine ilave etti komiser Halil. Bu şu anlama geliyordu “sana günlerce işkence edildi, ama şimdi ben sana karşı çok iyi davranıyorum, eĝer benim dediĝim şekilde konuşmazsan o şerrefsizler sana yine işkence yapacaklar.!”

Sorguda “PKK’nın darbe alması için onlara yardımcı olmamı istiyorlardı. Ben ise PKK’lı olmadıĝımı ve onlarla hiçbir örgütsel baĝımın bulunmadıĝını bunun için de kendilerine herhangi bir konuda yardımcı olamıyacaĝımı” söylüyordum. Bu sorgu sual defalarca benzer cümlelerle tekrar oldu.

Sonunda dayanamadım ve dedimki “siz benim PKK’lı olmadıĝımı enaz benim kadar biliyorsunuz ve PKK’lı olmamamın sebebi cezadan ya da ölümden korktuĝum için deĝil, sadece düşüncelerini, siyasetlerini ve uygulamalarını tasvip etmediĝim için onlarla herhangi bir baĝ kurmadım, isteseydim burda deĝil yurtdışına da çıkar orada faaliyetler gösterirdim, ama dediĝim gibi tasvip etmediĝim için onlarla deĝilim, onun için benden hiçbir şey beklemeyin yapmam ve yapamam.”

Neden yapamıyorsun diye sordu.
Dedimki “siz onlara ne derseniz deyin, ister cani ister terörist deyin ama onlar bir kısım kürdler nazarında kurtuluş savaşı kahramanları görülüyorlar, ben de kürdüm onları şikayet etmek ya da onlar hakkında size herhangi bir malumat vermek en başta benim düşünceme terstir” “Bunun da sebepleri vardır dedim.

1- Ben kürdüm kürdler hakkında sizinle içbirliĝi yapmak beni çok düşürür.
2- Zaten pkk ile içli dışlısınız, burda olandan PKK, orda olandan da siz hemen haberdar oluyorsunuz, olası yanlış anlaşılmaktan dolayı ne PKK’nın kör kurşununa hedef olmak ve nede aileme yüzkarası olmak istemem. Önce öldürürler, aĝzıma 20 bin lira koyarlar, hayin ilan ederler, bir müddet sonra da şehid ilan ederler:!”
Bu yüzden ben PKK ve Emniyetin olmadıĝı bir dünyada yaşamak istiyorum ve o şekilde ecelim geldiĝinde de ölmek istiyorum.
“Peki” dedi komiser, ordakilere “alın götürün” dedi.

Yine biri kolumdan tuttu yavaş yavaş yürüdük, yolda bu sefer de o başladı sorular sormaya. Biz yürürken biri daha hemen arkamızdan geliyordu, ayak sesinden belliydi. Merdivenin başına geldiĝimizde kolumdan tutan polis durdu, ben de durdum. O sırada ben iki elimle merdiveni sıkıca tuttum, arkamızdaki 3. şahısın tekmesiyle bodrum kapısına kadar yuvarlanmak istemezdim, zaman zaman maruz kaldıĝımız durum buydu.

Sonra bana sordu;
- Hocam bugün sana karşı nasıl davrandık?
Dedim;
- çok iyiydiniz, beni incitecek herhangi bir şey olmadı, adeta bir misafiri aĝırlar gibiydi.
Dediki;
- peki o zaman neden bize yardımcı olmuyorsun?
Dedim;
- nasıl yardımcı olayım, bilmediĝim, içinde olmadıĝım bir şeyi soruyorsunuz, size yardımcı olmam mümkün deĝil!

“Peki, haydi yavaş yavaş yürü, gözünü de hafif aç önünü görki merdivenden düşmeyesin” dedi.
O şekilde beni tekrar hücreye götürdü. “Hocaya biraz ikram edin” deyip çıktı, gitti. Gardiyanlar ikram gereĝi kaba dayak ve pis küfürlerle iltifatta! bulundular.

Nezarette 15 günümüz dolduktan sonra mahkeme huzuruna çıkarıldık. Savcının tutuklama talebine raĝmen hakim delil yetersizliĝinden dolayı serbest bıraktı, ancak aleyhime açılacak dava tutuksuz olarak devam edecekti.

Eve geldikten sonra, aradan 4-5 gün geçmemiştiki mahallemizde oturan fazci X. beni evine davet etti. Sohbet esnasında “ben olmasaydım sana çok işkence yapacaklardı” deyince ben “sen nerdeydin, bana ne kadar işkence yaptıklarını sen nasıl bileceksinki?”
Yapma hocam yav, sen kendi aĝzınla “beni bir misafir aĝırlar gibi aĝırladınız bugün, demedin mi?
Ben güldüm haklısın sorgudan hücreye götürüldüĝümde arkamızdan gelen 3. şahısın sen olduĝunu bilmiyordum.” 

Faizci'nin yüzü kızardı “şimdi bu ne demek” dedi.
Dedimki ben o sözü nezaret merdiveninin başında kolumu tutan polise söyledim, oraya da ancak terörle mücadeledeki polisler girebilirler, normal bir polis dahi oraya giremez, ben bu sözü söylerken kolumdan tutan polis ve arkamızdan gelen 3. şahısın dışında kimsenin duyması mümkün deĝildi, peki sen o sözü nerden duydun?

Az düşündü, hoca bu mesele burda kapansın, yoksa ikimiz için de iyi olmaz dedi.
Hay hay dedim benim tarafımdan kapanmştır bile.

Ordan ayrılıp eve gelirken “sanki mesele kapanmasa ne olacak, kimi kime şikayet edeceĝimki, zaten merkezden gelen görevlinin ilk duraĝı o Faizci idi. Bir yandan PKK’yı idare ediyordu diĝer yandan terörle mücadelenin her odasına, köşesine kadar, hatta nezaret kapısına kadar gidebiliyordu, şimdi ben bunu hangi tarafa şikayet edeyim? Meseleyi kapatmayayım da ne yapayım” dedim kendi kendime.


Tanışma:

Bir ikindi vaktiydi, Mela Mehmet Ali, 35-40 yaşlarında, şişman ve temiz giyimli biriyle camiye geldiler. İkindi namazını kıldıktan sonra üçümüz imam odasına geçtik. Hal hatır sormalardan sonra Mela onu tanıttı. “Bu (X..- kendisi faizci x.. olarak tanınıyordu, adını duymuştum) falandır dedi. Bürosu aşaĝıda, kendisi zengin ve yurtsever biridir.”
 
Ben öyle herkesin yurtseverliĝine inanmazdım, ama Mela’ya inanmıştım. Daha sonraki sohbetlerde onun da Mela’nın benim dostum olduĝunu duyduĝunu ve tanışmamız için Mela’yı aracı yaptıĝını anladım. Mela ise sadece hemşehrisiydi ve onu iyice tanımıyordu.
 
Faizci ile tanışmamız bu şekilde başladı ve zaman zaman o camiye gelir, bazen de beni bürosuna davet eder, havadan sudan konuşurduk. Aslında ikimiz de mevcut savaştan, kürd sorunundan bahsetmek isterdik, ama galiba birbirimize daha güvenmiyorduk….
 
Yine bir öĝleden sonraydı, komşulardan biri bir gençle misafirliĝe geldiler. Komşu yanındaki genci yeĝeni Emin olarak tanıttı, ama daha sonra PKK’nın bölge sorumlusu olduĝunu söyledi. Ben “bu daha çok genç, onu milyonların sorumlusu yapmak ne kadar isabetlidir” dediĝimde ikisi de büyük tepki gösterdiler ve “Parti böyle uygun görmüşse, bir problem yok demektir” dediler. Bana da susmak düştü, nede olsa ben partili değildim ve partinin kararı da beni fazla ilgilendirmezdi. Daha sonra komşu izin isteyip gitti. Misafiri de yanına al götür diyecektim ama örgütle bir bağımın olmamasına rağmen misafir diye utandım diyemedim. Emin’in konuşmasından Malazgirt-Patnos bölgesinden olduĝu anlaşılıyordu. Ona dedimki “şimdi nerelisin desem bana doĝru söylemiyeceksin onun için ben Kurdistan’ın dört parçasından sadece üç köyün adını diyeceĝim, o köylerden birindensen bana doĝruyu diyecen mi?
Evet dedi. İyi dedim o zaman sen şu üç köyden hangisindensin? Malazgirt’in Xirbê Qidûs Begê veya Xerabeşehr ya da Patnos’un Siltanbut Köyü?
Emin şardı, „ben Xirbe köyündenim ama sen nerden anladın dedi?
Xirbe köyünde 2 yıl medrese okumuştum, konuşmalarını, kullandıkları kelimeleri iyi biliyordum. Kendisi de, ben orda olduĝum yıllarda camiye gelip ders okuyormuş ve hatta beni de ismen tanıyormuş!.
O gece bende misafir olarak kaldı. Sabah giderken kendisine dedimki “ben memurum ve düşünce olarakta herşeyi yasal kanunlar çerçevesinde hatta kanunları zorlayarak mücadele etmekten yanayım, o yüzden T.C. kanunlarına göre legal olanların dışında herhangi bir kurumla örgütsel (kurumsal) bir baĝımın olmasını istemiyorum. O yüzden bir daha beni ziyarete gelmezseniz sevinirim. Emin biraz düşünerek haklısınız bir daha gelmeyiz dedi ve çekip gitti.
 
Aradan birkaç gün geçmişti, faizci beni çaya davet etti. Bürosunda çay içerken sohbet esnasında “Parti Bölgeye yeni bir sorumlu göndermiş, nasıl biri olduĝundan haberin var mı” diye sordu. Ben, haberim yok ama duyduĝuma göre yaşlı birini göndermişler bu sefer, dedim. Faizcinin gözü döndü ve ciddimisin dedi. Dedim evet ciddiyim, öyle duydum, ama ben bilmiyorum, tanımıyorum. Hemen yerinden fırladı, elimden tuttu ve “hele gel arabaya kadar gidelim” dedi.
Arabaya girdik, araç telefonuyla bir yeri aradı ve “heval siz Mersin'e kimi yani nasıl birini gönderdiniz” diye sordu. Onlar da Emin’i tarif ettiler. Faizci “ama burada biri, yaşlı birinin kendisinin Mersin sorumlusu olduĝunu söylüyor deyince, karşı ses “o her kimse ajandır hemen yakalayın” dedi.
 
Telefondan sonra anladımki bu adam PKK’nın merkezini aradı ve merkezden gelen sorumlu ilk olarak bunun eline geçiyor. İyide benim ona bir türlü kanım ısınmıyordu, hep şüphedeydim. Bana o yaşlıyı yakalamak için yardımcı olmamı istedi. Ben de “sadece duydum halktan, ne kendisini tanıyorum ne de gördüm, nerden yardımcı olacamki” dedim ve meseleyi kapattım. Zaten yaşlı meselesini ben uydurmuştum, faizcinin durumunu anlamak için, nerden yaşlıyı yakalayacaktıkki?
Tekrar büroya döndük, adam artık iyice açıldı, mücadeleden, partiden, gelen tecrübesiz gençlerin tahribatlarından şikayetle, bana bir teklifte bulundu. Dediki sen şu an ne kadar maaş alıyorsun? Dedim 3 milyon. Dedi sana 6 milyon verelim, seni ben Çukurova sorumlusu yaparım, herşey senin emrinde olacak, ancak sen de bana haftalık rapor vereceksin ben de yukarıya bildireceĝim! Yakalanmadan korkma, kimse seni yakalayamaz, yakalasalar bile ben varım, seni kurtarırım.
Dedim; neden ben?
Dediki; çünkü sen dürüst ve gerçekten yurtseversin ondan!
Ben gülümsedim dedimki “bak dostum, daha öncedende birçok yerde defalarca söyledim ben illegal herhangi bir kurumla çalışmam, kaldıkı partinin bana uymayan çok tarafı var, anlaşamayız, en iyisi ne sen bana böyle bir teklifte bulundun ne de ben duydum.
İkimizin de morali bozulmuştu. Ben, içimden çok kızdım ve düşündümkü bu adam zaten devlet adamı, aynı zamanda PKK’nın merkeziyle de sürekli diyaloĝda. Anlaşılan tam emirlerinde olan birini bulmaya çalışıyorlar.
İzin istedim çıktım.
Ayrılışımız çok soĝuk geçmişti. Bir daha benimle konuşacaĝını sanmıyordum. Ama aradan 3-4 gün geçmemiştiki bir akşam, oĝlunu göndererek, beni evine, yemeĝe davet etti. Ben itiraz ettiysem de oĝlu “misafirlerimiz var, babam mutlaka gelsin diyor” deyince, kırmadım gittim.
Kendisi, yanyana iki dairede oturuyordu. Beni bir dairenin oturma salonuna aldı, ama kimsecikler yoktu. Hani misafir dedim, birazdan gelirler dedi.
Az sonra salona açılan bir kapıdan Emin içeri girdi. Geldi benimle tokalaştı. Faizciden kim olduĝunu sordum, işte bahsedilen Mersin sorumlusu bu dedi, tanıyormuydun? Ben hayır ilk kez görüyorum dedim. Emin’e sordu o da beni tanımamazlıktan geldi, kim olduĝumu sordu!..
Az sonra kapıdan bir kız girdi, o da Emin’in yardımcısıymış, ben ilk ve son kez orda gördüm.

Faizci bazen yanımızdan ayrılır, diĝer daireye gidiyordu. Tahminen on dakika bizde on dakika da diĝer tarafta kalıyordu. Sohbetimiz 2-3 saat sürdü orda, ama onun ikide bir gidip gelmesi beni çok tedirgin etti. Sordum;
Öteki tarafta da mı misafirin var?
Evet karşı taraftaki mobilyacı hanımıyla gelmiş dedi.
Mobilyacı MHP’li biriydi. Faizcinin evinde ne işi vardı? Ben içimde “bu adam bir odaya PKK’lıları, diĝer odaya da polisleri misafir ediyor galibe” dedim.
Az sonra dediki öteki misafirlerim kalkıyorlar onları yolcu edeyim gelirim dedi. Ben de saatıma bakıp ayaĝa kalktım “aha ben geciktim ben de kalkayım dedim, ama o omuzuma basıp yok vallahi sen oturacaksın, onları yolcu edeyim sonra oĝlan seni arabayla eve atsın dedi.
Ben oturdum, o çıktı, seslerden misafirlerin çıktıĝını anlıyorduk, ben çok merak ediyordum bu gece bizi birbirimizden sakladıĝı diĝer misafirler kimdi? O yüzden hemen indim. Ben aşaĝı indiĝimde onlar da vedalaşıp gidiyorlardı. Evet tam tahmin ettiĝim gibi! Adam iki tarafı aynı gece evinde misafir ediyor ve idare ediyordu.
 
Benim onları gördüĝümü görünce çok kızdı.

- Sen benimi kontrol ediyorsun, niye kalktın amacın ne? Bunlar esnaf dostlarım inşallah yanlış anlamazsın ve kimseye de demezsin, dedi.
Ben;

- Yok canım ben kimseye demem,  yanlış da anlamam, senin bunlarla olan ilişkin sadece kürd halkına yardımcı olmak maksadıyladır, zaten senin gibileri olmazsa partinin orda neler olup bittiĝinden nasıl haberi olacak, dedim.
Pek inanmamakla beraber “aramızda kalsın” dedi, tamam dedim ve ayrıldım. Zaten diyecek halim de yoktu. Kimi kime şikayet edecektim ya da başkalarına anlatıp başıma bela mı alacaktım?
 
Aradan bir hafta kadar geçmışti. Bir ikindi vaktiydi baktım Emin çok telaşlı bir şekilde eve geldi. Ben öyle şaşkın şaşkın yüzüne bakınca anladı, bir daha gelmemem gerekirdi ama mecbur odum kusura bakma, bir daha gelmem, lakin sen bana fazizciyi çaĝır lütfen ona diyeceklerim var!
İstemeyerekte olsa telefon edip çaĝırdım. Faizci oturur oturmaz Emin ona ana avrad küfretti ve silahını çekerek “seni öldüreceĝim” dedi. Ben Emin’in elinden tuttum;
- Belamısınız ne, ya kardeşim sen bana adamı çaĝır dedin çaĝırdım benim evimde ne hakla adama küfrediyorsun, ona saldırıyorsun?
Emin “bu sefer Seyda’nın evindeyiz diye bir şey yapmıyacaĝım ama bir daha hiçbir zaman hiçbir yerde partiden bahsetmiyeceksin, bütün ilişkilerini keseceksin ve 30 milyon da ceza vereceksin! Haydi şimdi  s. ol git” dedi.
 
Faizci gitti, ben Emin’e çok kızdım. “Hem evime geliyorsun, hem başkasını çaĝırıyorsun, adam şimdi herşeyi benden bilecek ve başıma bela olacak” dedim. Emin; sen onu tanımıyorsun, şimdiye kadar kaş kişiyi öldürttü hem de halkın içinden beyni kürd ve Kurdistan sevdasıyla yoĝrulmuş ve enaz senin kadar kürd olanları ajan olarak rapor ediyor ve parti de katline ferman ediyor!..
Ben birşey demedim, çünkü ben onu Emin’den daha iyi tanıyordum ve kimi kime şikayet edecektim, o Emin’i de beni de hem parti hem de devlet eliyle öldürtecek kadar derin ilişkilere sahipti!..
 
Aradan bir ay kadar zaman geçti. Vanlı S. (PKK’nın Mersin maliyecisi imiş) yakalandı ve adam (polislerin sözlerine inanıp itirafçı olmuştu) “ben kürdüm diyen herkesi nezarete misafir ettirdi. Yanılmıyorsam yakalanıp karakola getirilenlerin sayısı 200 civarındayı. Ben de nasibimi almıştım. Vanlı S. olmadık yalan ve iftiralarla herkesi PKK’lı yapıyordu. (Vanlı S.’yi bir sonraki yazımda ele alacam inşallah)
Mahkemeye çıkarıldıĝımız 5 Mart 1993 günü mahkemenin kapısında beklerken, arkadaşlardan biri Vanlı S.’yi tehdit etti. “Ve nezarette söylediĝin herşeyi inkar edeceksin yoksa seni ve aileni yok ederiz” deyince, Vanlı S. “ben işkenceye dayanamadım çok şey söyledim ama burda demem, fakat nezarette çok garip birşey gördüm dedi. Ne gördüĝünü sorduk şöyle anlattı.
Birgün beni yine işkence odasına aldılar, işkence anında kafama coplarla vururken gözümü baĝladıkları bez düştü, bir de ne göreyim? Faizci X. Karşımda koltukta oturmuş, bacak bacak üstüne atmış işkenceyi seyrediyor. Arkadaşların çok tuhafına gitmişti ama ben zaten tahmin ediyordum, hatta biliyordum da. Fakat kimseyi kimseye şikayet adetim deĝil o yüzden ne kimseyi devlete ne de pkk’ya şikayet etmedim bugüne kadar.
 
Peki bugün niye yazıyorum? Gayem herhangi birini deşifre etmek, yada şikayet etmek deĝil, yazdıklarımı, devlet te, PKK da benden daha iyi ve detaylı biliyorlar, benimkisi sadece anılarımı yazmak, hepsi bu!
Saygılarımla
2007.10.04

 

Malper/Anasayfa