Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Hayat ve Hatıralarım

 

Kurdistan Tv Avrupa Stodyosu açılışı!


Her şeyde bir hayır vardır derler ya, biz de bir hayıra vesile olur düşüncesiyle 17 Ocak 2005 tarihinde Almanya’nın Bedburg-Hau beldesinde Kurdistan Tv’nin 7.yıl dönümü ve bununla birlikte Avrupa Stodyosunun açılış merasiminde gördüĝümüz bazı eksiklikleri (ki bunlar canlı programda birçok seyircinin de dikkatini çekmiş olacakki telefonda ve yüzyüze konuşmalarda eleştiri konusu oldu) okuyucularımla paylaşmak istedim.

16 Ocakta beni telefonla arayan Hollanda’daki Seyda arkadaşlardan biri ticari bir meselenin bahsinden sonra yarınki Kurdistan Tv açılış merasimine gelip gelmiyeceĝimi sordu. Ben, bu konuda daha düşündüĝümü ve henüz bir karar veremediĝimi söyledim. Seyda ısrarla gelmemi, hatta merasimi düzenleyen KTV çalışanlarının oraya gitmem için seydanın da vasıta olmasını istediklerini söyledi. Henüz bir karara varamamıştım, zira böylesi merasimlerin pekte zevkli olamayacaĝını biliyordum, özellikle de bu tür merasimler ilk kez düzenleniyorsa ve düzenleyenlerin de pek tecrübeli eleman olmadıkları biliniyorsa!..

Akşam saatlerinde birçok yurtsever, siyasetmedar, aydın, sanatkar kürdlerin buluşma yeri olan Chat odası Koçka Evîna Welat’ta kısa da olsa yarınkı merasim kouşuldu. Katılımcılardan Kürd sanatkarlardan Hozan Brader „yarın sen de gel, hem sohbet etmiş oluruz, hem de belki merasimden sonra ailece birlikte size geliriz“ dedikten sonra, hem bir çok dost-tanıdık insanlarla görüşürüz diye sevinmiş hem de gitmezsem „acaba onları misafir etmekten kaçındım“ imajı çıkarmı düşüncesiyle o açılışa katılmaya kendimi zorunlu hissettim.

Ertesi gün saat 14:30 sularında oraya vardım. Canlı yayının yapılması için çalışmalar devam ediyordu. Organizetörler misafirlerden daha ziyade kendi işleriyle meşguldular, gelen misafirler sanki misafir deĝil de oraya istenmeden gelen davetsiz yolcular gibi bir muameleyle karşı karşıyaydılar. Stodyo binası küçüktü, oturulacak yer henüz hazır deĝildi, dolayısıyla gelen misafirler ya dışarda yada koridorlarda ayakta beklemek zorundaydılar. Çalışanlar iş olsun kabilinden gelen misafirlere kısa bir „Hoşgeldin“ lütfünde bulunuyorlardı.

O arada koridorda karşılaştıĝımız ama ilk etapta tanımadıĝım iki sevimli tebesümlü genç yanıma geldiler, tokalaşıp hal hatır sorduktan sonra onlara mahcup mahcup baktıĝımı görünce hatırlamadıĝımı anlamış olacaklarki „Seyda, biz Peyama Kurd’de görüşmüştük“ dediler. Unutkanlıĝımı yaşlılıĝıma baĝışlamalarını rica ettikten sonra gülüşmüş biraz da kürd basını konusuna deĝinmişik.

Saat 13:30’a geliyordu, yetkililer şimdi Restauranta gitmemiz gerektiĝini söylediler. Kurdistan Tv’nin misafirler için hazırlamış olduĝu yemek yenecekti. Daha sonra saat 18:00’de başlıyacak canlı yayında yerimizi almak için stodyoda olmamız gerektiĝini baĝırarak bir kaç kez tekrarladılar. Arabalara binip 4 km uzaktaki lokantaya gitmiştik, usul gereĝi herkes daha yakın bulduklarıyla yada kendi grubu siyasetçilerle oturuyordu. Bir masaya da ben, Hozan Brader, hanımı, Dilbirîn, Başur’dan Seyda Ahmet, Hozan Fatê, Hozan Canê ve tanımadıĝım bir bayan, oturmuştuk. Masamıza gelen garson istediĝimiz çay kahve, cola, fantayı getirdikten sonra önümüzdeki kartlara „1“ rakamı yazınca biz merak etmiştik. Birileri yüzüme bakınca, nasıl olsa ben biraz almanca biliyorum deyip sordum. Garson „her misafir ancak iki defa içecek alabilir“ demişti. Biz hem şaşırmış hem de gülüşmüştük. Brader hem kendine hem de hanımına istediĝı bir yudumluk kahveyi göstererek „yani ikiye kadar daha helal“ deyince güldük ve ona bir espri yaptım ama o espriyi burada yazmak istemiyorum.

O arada ben „acaba yemekte de bir kısıtlama var mı, her birimiz kaç kaşık yada çatal yemek alabiliriz“ demekten kendimi alıkoyamadım. Yemek tencereleri büyük masaya dizilince geceyi düzenleyenlerden Osman Güden ileri çıkarak 3 defa ellerini biribirine vurup misafirlerin dinlemesini istedi. Seslerini yükselttikleri için özür diliyerek sözlerine başlayan Güden „biz aslında 80 kişiyi davet etmiştik, yemek ona göre hazırlanmış ama bakıyorumki davetlilerin hepsi gelmiş ve aynı zamanda her biri yanında bir kaç kişiyi de getirmiştir, ne yapacaĝımızı bilemiyoruz, ama belki yemeĝi idare edebiliriz fakat stodyo 60 kişiliktir, davetlilerden başkası lütfen stodyoya gelmesinler!.. Vurdumduymazların dışında herkes donmuştu!.. Ne yapılacaktı? Yemek azdı, salon küçüktü! Davetliler çoktu, üstelik kimisi yanında hanımını, kimisi kocasını, kimi anasını getirmişti!.. Anlaşılan burada da ailenin ikiye ayrılması gerekiyordu! Biri şakayla Birader hanımını getirmiş vallah en iyisi o hanımını geri Hollanda’ya göndersin deyince içimizdeki hüznü, yüzümüzdeki şaşkınlıĝı bir tarafa bırakarak acı da olsa gülüşmüştük.

Yemek almak için sıraya girince birden birçok kameranın bize yöneldiĝini gördük, doĝrusu yemek merasimin de canlı programda konu olacaĝını sanmıyorduk, meĝer geceyi hazırlayanlar yukardakilere yemek masrafını hatırlatmaya çalışıyorlardı!.. Kim bilirdiki yemek anının günlerce reelde ve sanalda espri konusu olacaĝını!.. bu konuyu dostlarla günlerce espri, şaka konusu yaptık ve gülüşmüştük. Ertesi gün bir çok tanıdık ve sevenler telefonla arayarak
- Hocam sizi tv’de izledik, iyidiniz ha!…
- Nasıl gördünüz diye sorduĝumda, cevaplar birbirine çok benziyordu!
- Yemek yerken
- Yemek masasında
- Yemek almaya kalkarken, kuyrukta!
- Fanta gelince önündeki karta bir şeyler yazıldıĝında şaşkınlıkla baktıĝında! Ve daha neler!.. Gülermisin aĝlarmısın bilemem, ama ben çok gülmüştüm o günkü manzaraya ve her aklıma geldikçe gülmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Yemek esnasında gecenin yetkililerinden Halil Sincari’yi masamıza çaĝırdık, dindar grubu adına üç kişiydik orada ve dedikki, “bakın uzaktan geldik, gördük, sizi tebrik ederiz ve bize müsaade edin biz çekip gidelim, zaten siz de defalarca dediniz stodyo küçük, darlık olmasın, varsın başkaları otursun, belki kimileri sevdiklerini de getirmişler, biz bu feragatı yapar gideriz.” Halil kemkum ederek sanki bu kararımıza sevinmiş gibiydiki hanımı Emine geldi, kendisi de tvde çalışanlardan bir yetkili. Emine; “hayır asla olamaz, siz bizim özel misafirlerimizsiniz, gelip oturacaksınız, sizinle röportaj yapacaĝız, siz mutlaka kalmalısınız” dedi. Beklemiştik, yemekten sonra stodyoya gidince, gelenler kapıda bekliyorlardı, kapı birden açılınca millet birden horaaaaa salona hücüm etti, nerdeyse zayıflar boĝulacaktı!. Ben arkadaşlara dördüncü sıradaki saĝ köşeyi önerdim, orası biraz daha göze batmayan bir yerdi. Oraya oturduk, program başlamadan önce yine enaz 5 defa Osman bey tekrarlayarak dediki “lütfen davetlilerin dışında kimse burda oturmasın, davetsizler de gelmiş, bizi listeyi okumaya zorlamayın, ben kime haydin gidin diyeyim, onlar kendilerini biliyorlar, lütfen onlar burayı boşaltsınlar.”

Gecenin organizatorlerinden Sayin Halil Sincari ve Osman Güden ikidebir misafirlerin önüne çıkmaları tedirginliĝe yol açıyordu aynı zamanda var olan organize karmaşasını daha da bulandırıyordu. Sanki bir ulusal kanal Kurdistan tv deĝilde, sıradan bir mahalli derneĝin hazırlamış olduĝu bir kültürel gece izlenimi veriliyordu. Özellikle Osman ve Halil’in canlı yayın sırasında nerdeyse bir ellerinde çatal, kaşık diĝer ellerinde microfon ortalıkta sıkça görülmeleri, daha önce hiç bir düzenleme üzerinde kafa yormadıkları izlenimini veriyordu. Hele Osman beyin ikide bir iki elini açıp şak şak diye çırpması, hafta sonu tuzlamaya gelen sürünün sahipleri tarafından ayrılmasını, ya da suvarmadan gelen koyunların koma sokulmasını anımsattı desem hiçte mübalaĝa yapmış sayılmam. Dahada ayıbı olan ikidebir “sayın misafirler çoĝunuz davetsiz gelmişsiniz, buna ne yemeĝimiz ne de yerimiz yeterli deĝil” demesi misafirlere adeta kapıyı gösteriyordu. Kanaatimce bu davranışları davetsiz gelenlerden ziyade davet edilenlere bir hakaretti. Oraya gelenlerden bazıları davetsiz de olsalar mutlaka ya Kurdistan’a olan sevgilerinden ya da davet edilenlerin ricası üzerine gelmişlerdi. Ve daha nazik bir muameleye tabi tutulmaları gerekiyordu ama maalesef tam tersine olmuştu.

Doĝrusu biz çok üzülmüştük ve de utanmıştık, hemen kalkıp gitmeyi tavsiye etti bir arkadaş, ben, hayır az oturalım, ortalık sakinleşsin sonra sessizce kalkıp gideriz, dedim, çünkü Osman’ın o sözlerinden sonra (kazaen) canlı yayında sanki davetsiz gidenler bizmişiz gibi 200 km yolu sadece yarım yemek için yol katettiĝimiz zannedilmesin!.

Daha sonra düşündüĝümüz gibi üç arkadaş sessiz sedasız çekip gittik. Bir arkadaş Hollanda’ya ben ve diĝeri de Köln’e onun lokantasına geldik. Lokantaya girer girmez aşçısına “biz acız, akşam yemeĝini yemedik bize yemek deyince” ben gülümsedim “yapma ya kaç milyon insan bizim yemek kuyruĝunda olduĝumuzu gördü, yani ayıp olmaz mı bunca şahide raĝmen hala yemedik desek”

Şimdi dikkatimi çeken bazı noktalara kısaca deĝinmek istiyorum.

1- Davet edilen 80 kişiden fazlası gelecek diye düşünülmemiş, üstelik bazı sitelerde internette davetiye yayınlanmasın raĝmen, davetli 80 kişiden sadece 60 kişinin geleceĝini tahmin edip ona göre yemek hazırlanmış.

2- Daha önce Mala Ezdiyan (Ezdiler derneĝi) olan bu bina Ezdilerin yetkililerinden Osman Güden’den Tv yetkililerinden Xalil Sincari arasında yapılan bir pazarlık (gelen heberlerde) sonucu bir kaç yüz bin Euroya satın alan devlet düzeyinde bir parti acaba 300 kişilik yemek hazırlıyamaz mıydı? Osman’ın bu sözlerine kızan bazı misafirler kendi aralarında fısıldamaya başadılar. “Neden böyle kuytu bir köşede yer alındı, ezdiler dernekten vazmı geçtiler, yoksa arada bir rant mı dolaşıyor,” v.s. Konumuz bu olmadıĝı için üzerinde durmak istemiyorum.

3- Gönderdikleri davetiyelerde neden konu hatırlatılmadı. Enazından “bizim yerimiz dar, yemeĝi ancak 60 kişilik yapabiliriz, lütfen sadece davetliler gelsin denmedi?”

4- Geceyi düzenleyenler kültür ve örf adetlerimize uygun davranmıyorlardı, gelen misafirleri karşılamak yerine, misafirler kendilerine yaklaşır tokalaşmak zorunda kalıyorlardı. Ancak sanki herkese açık bir gece deĝil de bazı şahışlara ve özel ailelere ait bir geceydi.

5- Bazı dalkavukların dışında fazla kimseyle ilgilenmediler. Anlaşılan kendilerini birer hükümdar yerine koymuşlardı. Ve yine anlaşılan KTV’de yerini alabilmek için ya bu partinin adını almak gerekiyordu, ya da yetkililere yaklaşmak için adeta dalkavukluk yapmak gerekiyordu ki bunu çok iyi deĝerlendirenler de vardı, hatta kibirden burunlarını kaldırarak önlerini göremiyecek kadar böbürlenenler de vardı.,

6- Özellikle genç çalışanlar bazı sanatçıların etrafında hiç ayrılmıyorlardı, onlarca defa poz verip foto çektirdiler, kendimi bir Kurdistani Tv prgramında deĝil de bir reklam firmasının manken salonunda hissetmiştim.

7- Yemek ve salon konusunu defalarca tekrarlayıp bir çok misafirin gururunu kırmaya ne gerek vardı? Acaba bir defa yeterli deĝilmiydi? Kaldıkı davetsiz gelenler de sadece en yakınları ve onlara yaĝ çeken kişi veya gruplardı.

8- Misafirperverlikleri hiçte Kürd örf ve adetine uygun deĝildi. Sözleri kibarca da olsa çok kırıcıydı. Ne demek yani “yemek az yaptık, yerimiz dar, lütfen davetsizlerin dışında kimse oturmasın.” Sanki gelenler 300-500 km yolu sadece orada yemek yesinler ya da bazı sanatçıları dinlesinler diye gelmişlermiş gibi!. Oysa evde tv seyretmek stodyoda seyretmekten bin kat daha iyidir, bunu herkes biliyor ama gelenler o kadar yolu böylesi bir gecede bir kürd tvsini yalnız bırakmamak, onlara bu şenlikte eşlik etmek için gelmişlerdi, ne yazıkki geceyi düzenleyenler bunu idrak edemiyorlardı.

9- Siyasetçileri davet etmede çok taraflı davranmışlardı. PDK-Bakur’un dışında hiç kimse siyasi adına davet edilmemişti, siyasetle hiç alakası olmayan bazı şahışlar siyasetçi olarak ilka edildiler ve onlar konuşturuldu. Örneĝin yıllardır KDP’yi destekleyen ve her anında onlarla birlikte olan, onları hiç yalnız bırakmayan PADEK ve RIZGARI arkadaşları davet edilmemişti. Yine büyük bir ehemmiyetle ve binbir zorluklarla internette yayında olan Rojname ve benzeri yayınların yetkililerinden kimse çaĝrılmamıştı. Bu tür örnekler çoĝaltılabilir, ama sanırım bu kadarı kendilerini hesaba çekmeye, düşündürmeye yeterlidir.

Bir kez daha tekrar ediyorumki bu gece sanki bazı şahıs ve ailelere özel olarak hazırlanmıs bir geceydi ve böylesi durumlar yarım asırdır Kürd ve Kurdistan hizmetinde geri durmayan ve hatta kürd tarihine damgasını vuran bir parti (KDP) için hoş olmayan görüntülere vesile olur, bu da biz yurtseverleri derinden üzüyor.

Bu yazıyı yazmamdaki sebep te esasen partiyi ve yetkililerini eleştirmek deĝil, bilerek ya da bilmiyerek yapılan eksikliklerin giderilmesi için bazı derslerin çıkarılmasında ve çalışanların çalışmalarını kontrol etmesinde bir yararının olmasıdır. Başka da hiçbir ard niyetim yoktur.

Okuyucularıma en derin selam ve sevgilerimle

23.01.2005

M. Nureddin Yekta’nın hatıralarından

 
 

Malper/Anasayfa