Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Hayat ve Hatıralarım

Hatıralarım (PİK Dosyası -1)

PIK'te çalışmaya başlıyalı henüz 3 gün olmuştu. H.S., Euskirchen tarafında bir yakınıma misafirliĝe gittiĝim heim telini arıyarak PIK merkezinde olmadıĝım için sitem etti. Ayrıca Melle'ye özel bir tel numarası verdiĝimi, kendisinin beni arayıp bir türlü baĝlantı kuramadıĝından rahatsız olduĝunu söyledi. Şaşırmıştım, gittiĝim yer ilticacılara ait bir heimdi ve özel telefonu da yoktu, özellikle her çeşit mültecinin kaldıĝı ve telin günde 24 saat polis tarafından dinlendiĝi bir yerdi:)) Ve de merkezden ayrıldıĝım zaman sürekli orada bulunan M.'ye söylemiş ve tel numarasını da ona vermiştim, ama anlaşılan H.S. ile Melle’nin arası yoktu, PIK'te ikilik vardı, ben yeni bunun farkına varmıştım, gittiĝime gideceĝime bin pişman olmuştum ama artık o partide çalışacaĝıma söz vermiş birçok dost-düşman duymuştu. Gidişimin 4. gününde partiyi bırakmak uygun olmazdı diye düşündüm.

Oysa 1997'nin baharında Almanya'ya yeni gelmiş, Gelsenkirchen'de yeĝenimin evinde misafirken H.S. M. ve H.E.Zuheyr beni ziyarete gelmiş va hatta H.S. benden beni sormuştu. "1979 yılında Varto merkezde imam olan bir Mela Nureddin vardı, çok aktifti, sonra devlet tarafından sürülmüş ve ondan haber alamadık, acaba onu tanıyormusun" diye sormuştu. Ben de, o Mela Nureddin benim deyince çok sevinmişti. Çünkü biz onunla ta 79'larda tanışıyorduk. O sırada ben Varto'da imamken kendisi Almanya'nın Köln kentinde üniversitede okuyordu. Küçük bir müslüman kürd cemaatim vardı, onlarla toplantılar düzenliyor, ders yapıyorduk. Sayımız 30'u geçince birgün bir toplantıda bazı gençler solcular gibi duvarlara slogan yazmak istedi, ben karşı çıkmıştım ama biri "diktatörlük mü yoksa oya mı sunacagız" demiş tepki göstermişti. Ben de gülerek elbette oya sunalım ama şimdilik sayımız çok az, kendimizi teşhir edersek hem solcuların hem de devletin dikkatini üzerimize çekeriz demiştim. Öneri oya sunuldu hemen hemen hepsi evet deyince, adı gecen genç "hocam kusura bakma sen kaybettin, o zaman boya, firça parasını da sen öde" diye espri yapmış ve parayı benden almışlardı. O zaman memur maaşım yanında biriyle ortak bir kitap-kırtasiye dükkanım da vardı. Kendilerine istedikleri parayı vermiş ve ertesi gece Varto'nun bir çok duvarına yeşil boyayla kürdçe ve türkçe islami-kurdistani sloganlar yazılmıştı. Ertesi gün devletten daha ziyade solcuların hışmına uĝramıştık.

Yıl 1980’nin baharıydı. Varto ilk kez duvarlarda böyle bir yazıyı okuyordu. Solcular ellerine fırça ve kireç alarak öĝleye dek o yazılarımızı silmişlerdi, ayrıca her şeyimize açıkça küfrederek!.. Ben sürgüne gönderildiĝimde cemaat o şekilde kalmıştı…

Neyse 4. gün karşılaştıĝım ve anladıĝım şeylerle PIK'te uzun bir süre kalamayacaĝımı anlamıştım, ama içimde bir his, birlikteliĝi saĝlamak için çalışırsam belki muvaffak olurum diyordu. Özellikle de Seyda Gabori'nin gelişini sabırsızlıkla bekliyordum. Günler geçip gidiyordu. PIK merkezinde M. ile kalıyordum. Bir müddet merkezdeki mutfaktan yemek yiyordum, mutfak masrafının partiden karşılandıĝını sanıyordum, sonra duydumki bu masraf M.’nin cebinden çıkıyormuş, doĝrusu hem üzülmüş hem de utanmıştım, hem kendi adıma hem de parti adına. Bu genç 24 saatini orada parti hizmetine harcıyordu o zamanlar. Bu nasıl bir partiki bir iki çalışanının mutfak ihtiyacını karşılayamıyordu, oysa halktan topladıkları paralarla ve Seyda'nın zekat, sadaka adı altında getirdiĝi paralarla bir çok çalışanının maaşı verilebilirdi. Ama ne yazikki yapılmıyordu. Ben yeni olduĝum için hiç kimseden hiçbir şeyin hesabını soramazdım, zaten buna yetkim de yoktu.

Ancak PIK'e geldiĝim sıra PIK'in siyasi çalışmaları konusunda birçok soru sormuştum. İçinde görev alacaĝım partiyi biraz tanımam gerekiyordu. O dönem siyasetin Avrupa’da tam aktif olduĝu bir dönemdi. Peki ya PIK? PIK nerdeydi? Zira Türkiye'deyken PIK'in tüzüĝünü ele geçirmiş ama bir türlü bir üyesine rastlayamamıştık. O zaman H.S. Kahire'de El-Ezher'de 150 PIK’li talebenin okuduĝunu, partinin onlara yardım ettiĝini, Avrupa'da çok sayıda çalışanının olduĝunu söylemişti. Talebe vakfı adında Melle ile Haci H.'ın para topladıĝını da biliyordum, hatta benden bile aldılar. Ezher'de okuyan talebelerimizin olduĝuna inanmış ve sevinmiştim doĝrusu, ama daha sonra HMK'de bizimle çalışan Muhammed Daher'den duyduklarım beni çok şaşırtmıştı. Yine o zamanki merkezi komiteden biri (C.) Güney'de çoĝu peşmerge olmak kaydıyla 3 bin civarında üyemizin olduĝunu söylemişti. Daha sonraları İslami Hareketin Lideri Şeyx Osman’ın kardeşi Şeyx Ali'yle yaptıĝım görüşmede anladımki Güney'deki Hizbi İslami’yi kendi üyeleri olarak hesab ediyorlarmış!..

1999'da Erbil'de hanımlara ait bir berber dükkanına atılan bombadan dolayı yakalanan 3 kişi PIK'li olduklarını söylemiş, olayla ilgili bilgimize baş vurduklarında, gerek Seyda Gabori ve gerekse de eski merkezi komiteyi aradım, meseleyi sordum, sözde o zaman PIK’in siyasi sorumlusu idim, oradaki 3 bin kişilik cemaatimizin sorumlularından herhangi birine ulaşmak istedim ama maalesef Güney'de ulaşabileceĝimiz tek bir PIK üyesine rastlayamamıştım!...

PIK'te görev almadan önce Türkiye'deki bazı arkadaşların da görüşlerini almıştım, onların olurundan sonra göreve başlıyacaktım, ancak göreve başlamadan önce PIK çalışanlarına şunu demiştim.

-Ben sizin gibi PIK’te çalışmaya hazırım ancak eĝer 24 saatimi burada harcamak zorunda kalırsam bunun karşılıĝında bana ailemi getirinceye kadar bir maaş baĝlanması gerekir, yoksa ben de sizin gibi başka yerlerde çalışır, geri kalan zamanımı buraya veririm. 12,6 yıl siyasi ceza almama raĝmen bana siyasi pasaport verilmemiş, bir misafir pasaportuyla kalıyordum. Dolayısıyla ailemi yanıma getirmem için bir yerde çalışmam gerekiyordu. Bana o sözü de verdi H.S. O zaman PIK’in iki resmi derneĝi vardı. IHKK ve IVK. Aslında IHKK’nın kadrosu da vardı. Sözde dernekte kültürel faaliyetler yapılıyor ve bu personelin maaşı da Arbeitsamt (İş ve İşçi Bulma Kurumu) ödüyordu. H.S. bu kadronun bana verilmesi durumunda sigortamın tarafımca ödenmesini istedi, zaten bu güne kadar o kadroda birçok kişi çalıştırılmış, sigortalarını kendileri ödüyorlarmış. O zamanki Alman kanununa göre bir yıl çalışan kişi bir daha iş buluncaya kadar maaşının %75’ni Arbeitsamt’tan alıyordu. Takribi olarak 1850 Mark maaş vardı ve bunun 400 mark civarı sigortaya gidiyor geri kalanı da çalışan alıyordu. Ama bu maaş kalabalık alimenin getirilmesi için yeterli olamazdı. Bu yüzden H.S. ile şöyle antlaştık. “Ailem gelinceye kadar extradan 1000 (bin) Mark daha vereceklerdi.

Leverkusen’de Rabıtacılardan bir cami alındı. O zaman (hatırladıĝım kadarıyla) halktan 15 bin Mark toplandı ve cami alındı. Cami antlaşması IVK adına yapılmıştı. IVK’nın başkanı H.S. idi. Melle cami salonuna kendi Hac şirketinin reklamını asınca H.S, karşı çıktı ve „ben partinin derneĝini kimsenin ticari işleri için kullandırmam“ deyip o afişleri oradan kaldırdı. Bu yüzden zaten açık olan araları iyice açıldı ve Melle camiyle alakasını iyice kesti. Melle alakasını kesince cami (ki sonradan PIK’in Neusserstr.262 numaradaki merkezini de Leverkusen camisine taşımıştık) geliri giderlerini karşılayamaz oldu. Bırakın benim maaşımı da, cami ve merkezin su, elektrik, ısınma parasını bulamaz olduk. Cami PIK camisi ama cemaatimiz genelde türkler ve Yugoslavyalılardı. Vaaz ve hutbelerim siyasi olmayan sohbetlerdi. Bu yüzden cemaatim kalabalık oluyordu ve her iki cumadan birinde (cuma aşırı) cami için para topluyorduk. Bu parayla ancak aĝaların telefon parası ve caminin ısınma masrafı çıkıyordu.

Resmi işlemlere başvurmuştuk, her ay 1700 Mark civarında sigortama gidiyordu. Ben bu parayı dost ve yakınlarımdan borç alıyor oraya yatırıyordum, ayrıca kendi masraflarım da vardı. Neticede ailemi yanıma alıncaya kadar 20 bin Mark üzerinde borç altına girdim.

Kaç kez PIK sorumlularına söylediĝim halde taraflar birbirlerinin üzerine atıyorlardı. Nisan 1998’de onları camiye çaĝırdım. Ve bu işin bu şekilde yürümiyeceĝini dedim. ”Ben burada 24 saat çalışıyorum bu yetmiyormuş gibi cami ve merkezin masraflarını da ben temin etmek zorunda kalıyorum, ben bundan sonra çalışmayacaĝım, ancak sizler gibi yine partideki görevimi yapacaĝım,” dedim. Hesaplaştık, Avşini bana dediki ”senin hakkın var ancak partinin parası yok, partide kalan hakkını taksit halinde ödiyelim ne dersin?”

Ben dedimki ”Ben para için bu partiye gelmedim, hakkımı helal ediyorum, ancak burada çalıştıĝım müddeti resmi olarak göstereceksinizki ailem gelir gelmez Sosyalamt’ın (fakir fukara fonu) kapısına dayanmıyayım”

Beni resmi olarak (9 ay çalışmama raĝmen) 6 ay 10 gün gösterdiler, elime kaĝıtta verdiler ve partiden bir şey istemiyeceĝime dair bir kaĝıtta imzaladık. O zamanlar 6 ay çalışan biri Arbeitsamt’tan işsizlik parası alabiliyordu. İki ay sonra Arbeitsamta müracaat ettiĝimde benim 5 ay 20 gün çalıştıĝımı söylediler. H.S. IVK başkanı olarak benim bu kadar çalıştıĝımı bildirmiş. Amaç işsizlik parasını almıyayım. Elimdeki kaĝıdı Arbeitsamt’a verdim. Dedilerki bu kanunlarımıza göre sahtekarlıĝa girer, sana verdikleri resmi kaĝıt ile bize bildirdikleri birbirini tutmuyor, ancak onları mahkemeye verirsen bizden maaş alabilirsin, hatta avukat paran yoksa sana avukatta tutabiliriz. Fakat ben maaş almaktanda onları mahkemeye vermektende vazgeçtim, onları Yüce Allah’a havale ettim.

Beklediĝim umut Seyda’nın gelmesiydi, evet Seyda geldi ancak çok kötü bir döneme denk geldi. O sıra M., Mellenin kızını kaçırmış, parti iyice karışmıştı.

Bu olayı da başka bir hatıramda yazacaĝım inşallah.

13.03.2005
 

Bu belgede 08.12.1997den 10.06.2008'e Kadar çalıştığım yazılıyor.


Bu belgede ise 08.12.97-31.12.97 ve 01.01.98-30.04.98 tarihleri arasında çalışmışım. dört ay 22 gün yapıyor

Hayat ve Hatıralarım sayfasına dönebilirsiniz!